Özümüzü kapıda bıraktık

Hatice Kösecik 08 Ağustos 2019 Perşembe, 07:00

Kalktı kadınlar oynuyor. Bir yanda darbuka çalıyor, ortada tepsi içinde yanan bir ateş. Ve ayakta, el çırpan, gülen, sanki köprüden geçmişçesine rahat, ahenkle dans edercesine ritim tutan kadınlar. Bir yandan da poz veriyorlar, sanal alemde paylaşmak için belli ki. Videolar çekiliyor. Ateş bayağı yükseldi, tabi ki alkışlar da. Sanırım planlı bir organizasyon bu. Çevreme bakıyorum sessizce, hem de şaşkın. İnsanlar bir iki dakika için yemeklerini bırakıyor, bakıyor ve sonra dönüyorlar önlerindeki yemeğe. Biz mi çok geride kaldık diyorum içimden, ne zaman bu şekilde yenir oldu yemekler.

 İstanbul burası. Kalabalık, güzel fakat zorlu şehir. Bin bir çeşit insan, bin bir türlü hayat hikayesi. Biraz dinlenelim, belki de bir iki lokma da yeriz diye girdik buraya. Yiyeceği yemeğin önünde dans edip ritim tutan hanımları görmek değildi amacımız. Şimdi siz ne var ki bunda diyebilirsiniz. Haklısınız da. Ama o görüntü aklıma savaşı getirdi, can çekişen insanları, evleri yıkılıp da bombalanıp da ülkemize sığınan insanları. Çocukları ve de kadınları, sokakta yatan, aç açıkta kalan o bölgenin insanlarını. Evlerinde et yerine dert kaynayanları, açlıktan karnına taş bağlayanları ve daha nicelerini. Abartma işte, o dönemde değiliz diyebilirsiniz belki. Ama hangi dönemdeyiz ki zaten. Evimizde içtiğimiz bir tas çorbanın zevkini şu gördüğümüz tablodaki zevkle kıyas etmeyiz bile. Peynir ekmek üçlüsü ne tatlı olur bazen bulabilene. Gazali hazretleri bazen kuru ekmek yedir çocuğuna ki olur da bulamadığı zaman mahsun olmasın demiyor mu? Ama demiyor ki yemek önünde dans et diye. Titremez mi o yemek sizce. Bu nasıl hastalıklı bir düşünce ki, az sonra yiyeceğini resmedip dünyaya ilan edeceksin...

 Darbukadan ve etraftaki cümbüşten dolayı geldiğimizi fark etmeyen görevlilerin umurunda değiliz. Onlar alışmışlar bu duruma, ya da dejenerasyona. Çok değil üç yıl kadar önce oldukça nezih, temiz, sakin bir mekan olan burası nasıl oldu da bu hale geldi. Fiyatlar abartısız üç katı, kendi ülkemde kendi insanımın buraya gelirse zorlanacağını düşünürken ben, kendi ülkemde niye yalnız hissediyorum ki? Niye içim yandı ne oldu bilmem. Çantamı alıp da o mekandan nasıl çıktığımı da. Çocukların da peşim sıra gelirken, hiç itiraz etmemelerinden anladığım kadarıyla onlar da üzgün. Müteessirim rahmetli dedem aklımda. Yemek önünde çok gülerseniz yemek titrer derdi. Ne oldu bize, insanımıza. Saygıyı, vefayı, özümüzü kapıda mı bıraktık da biraz sonra yiyip kemiklerini bırakacağın bir tavuğun önünde, tepinmek, darbukayla eşlik etmek de nicesi.

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. O mekandan sessiz sedasız giden bizden başkası var mıydı bilmem. Bakmadım, görmek istemedim, bilmek de istemedim. Sustum, sustuk, birbirimizle dahi bir yarım saat konuşamadık, canımızdı yanan çünkü.

Ne değişmişti ki ülkemizde, fiyatlar abartıldı, maaşlar ona eşlik edemedi. Refah düzeyi mi arttı da ben göremedim. Dışarıdan ithal edilen patates soğan çiftçinin yüzünü mü güldürdü? Gelen turist çok mu ihya etti de ülkemizi, kendi insanını göremedi restoranda çalışanlar. Bir yanda savaşın acı yüzü diğer yanda ondan kaçan insanlar ve onların ülkemize kattıkları. Bir taraftan benim kendi insanımın restoran kafe gibi yerlere gitmek yerine alıp eline termosunu daha ekonomik olanı tercih etmesi. Bir yandan da insani duygular, örf, adet, gelenek, göreneklerimiz... Bilmiyorum onu bunu, bildiğim şu ki; ben evimdeki çorbanın mis kokan buğusunu severim. Kendi yaptığın bir makarnanın üzerine yoğurt döküp yesen bile, daha sağlıklı olmasını severim. Kendi floranla yapılanı ve daha temiz olmasını tercih ederim. Bugün yazarken de düşünüyorum ki neydi bizim oradan hüzünle kalkıp çıkmamıza sebep olan. Dışarıdan gelen insanlara mıydı sitemim. Kendi vatandaşları acı çekerken yemek önünde yaptıkları dans mıydı bizi rahatsız eden? Yoksa çekilen videolar, atılan naralar mı? Dedemin atamın yemekle ilgili sözleri mi? Hani saygılı olmak adına. Hani şükür adına, hani öpüp nan­ı azizi alnına koyan büyüklerimiz adına mı üzüldük. Söz gümüşse sükut altınmış efendim. Uzun söze gerek yok. Bu ülkede yaşayan bizler de, ülkem insanları da misafir olarak yerleşenler de gelen turistler de zarar vermemeli bu cennet vatana. Özümüzden kopmadan taviz vermeden vefayı kaybetmeden samimiyeti bozmadan ziyan etmeden, huzurla yaşayabilmek dileğiyle...