Öfke ve kalp

Hatice Kösecik 20 Kasım 2018 Salı, 11:06

Vaktin birinde, şöyle bir asır önce kadar, bir alim öğrencileriyle Ganj Nehri kenarında gezinirken,

birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine sormuş:" insanlar neden öfkeyle

bağırırlar?  Biri, "Çünkü sükunetimizi kaybederiz." deyince, alim tekrar sormuş: "Ama öfkelendiğimiz

insan yanı başımızdayken neden bağırırız?"

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmış. "İki kişi birbirine öfkelendiğinde kalpleri uzaklaşır

birbirinden. Bu uzak mesafeden de birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak

zorunda kalırlar haliyle. Ne kadar çok öfkelenirlerse arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar

çok bağırmaları gerekir. Peki, sorarım size, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Bağırmak yerine

sakince konuşurlar, çünkü kalpleri yakındır birbirine. Arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki iki

insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar, çünkü kalpleri

birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Öyle ki bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece

bakışmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.

Aranıza mesafe koyacak sözlerden uzak durun. Aksi halde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki,

geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."

Kalpten dinlemek, kalpten sevmek, kalpleri yakın olmak...

Bedenin sultanıdır kalp. Diğer uzuvlar da elbette ki tebaasıdır kalbin. Hükümdar olan kalp, iyi yolda

olursa onun tebaası da doğru yolda olacaktır. Nasıl söylemiştir Kainatın Efendisi hatırlayalım: " Dikkat

edin. İnsan bedeninde bir parça et vardır ki, o iyi olursa bütün beden iyi olur, o bozuk olursa bütün

beden bozuk olur. O et parçası kalptir."

Ne hikmettir ki minicik bir et parçası, insanın yumruğu kadar belki. Ne büyük marifeti vardır ki

onun, Allah'ın da nazargahıdır o. Öyle ki biz insanlar, görünen yüzümüzü, bedenimizi, her türlü kirden

temizleyip pak ederken, süslerken, yaratıcının kuluna nazar ettiği kalbini temizlemiyoruz. Öfkeden ve

diğer sıkıntı veren huylarından vazgeçemiyoruz." Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi

ol."unutuyoruz bu nasihati de. En yakın olması gereken, anne baba, çocuklar, eş, aile, dostlar...

Yeri geldi mi hoşuna gitmeyen bir olayda öfkeye yenilebilir insanoğlu. Oysa kırılınca yerine gelmeyen,

parçaları toparlanamayan bir parçamız var. Kalbimiz...

"Git karının sana söyleyemediklerini, kalbinden geçenleri dinle, ama iyice dinle."diyebilecek

nezaketten yoksun olmayan oğul anneleri, iş gelinlerine geliverince nefsine yenilmemelidir oysa ki.

Bizim insanımız duyarlıdır, dışı tertemiz olduğu kadar içi de tertemizdir. Rabbinin günde kaç kere

bilinmez, ama oldukça sık nazar ettiği kalbini duru pak tutmayı bilendir.

Öyle mi hayal etmek istiyorum diye soruyorum kendime. Her gelen başı, beli, boynu ağrıyan,

'başımın üstünde bir İstanbul oturuyor sanki' diyen hastalarımın geri planında, anne, babasının,

evladının, en yakın gördüğü arkadaşının, eşinin, akrabasının olmamasını arzuluyor şu gönüm.

İletişimin en alasını bildiğini sanıp da evinde huzuru olmayan bir hanım hastam diyor ki: "Ondan,

sadece ve sadece beni dinlemesini, duymasını istiyorum. Çok mu zorluyorum ki, beni dinlerken

sadece benimle kal derken ona, yük mü bindiriyorum? Öyle ihtiyacım var ki beni duymasına, benim

kalbime yakın olmasına, emrinde çalışanlara söylediği sözleri bile kıskanır oldum." Derken abartıyor

mu dersiniz? Hayır, gerçekten önemsenmek, duyulmak ve de dinlenilmek istiyor oysa. Akıllı olsa,

anlayışlı olsa karşı taraf, muhatabının, yol arkadaşının ruhunun nasıl da bunaldığını, ona ihtiyacının

olduğunu fark edemez mi dersiniz. Elbette eder, hayatının tınısını yitirmediyse eğer. Dengesini

kaybetmediyse eder. Fark etmeli insan, sevdiğinin kendine ihtiyaç duyduğunu. Önemsenmek

istediğini, sadece sesini duyurabilmek için yüksek sesle bağırarak konuştuğunu. Kim iyi durumdaysa

kaldırmalı düştüğü yerden yol arkadaşını. Kalplerinin arasına mesafe girmemesine izin vermeden,

yollar engebeli de olsa, diken de batsa ayaklarına, hayatının tınısını kaybetmeden sükunetle devam

etmelidir yoluna.

Yolunuz açık olsun sevenler, kalpten sevenler, kalbi duyanlar...

Tüm ülke insanımın kalplerinin aralarında mesafenin artmamasını temenni ediyorum.

Selam olsun hayatın en güzel hediye olduğunu bilenlere...