O halde neden söylüyorsun?

Hatice Kösecik 01 Kasım 2018 Perşembe, 07:20

Sokrates'e tanıdık biri heyecanla yaklaşır ve der ki: "Bir öğrencin hakkında az önce ne duyduğumu biliyor musun?"

"Bir dakika!" der Sokrates, "Söylemeden önce küçük bir test yapmak istiyorum. Bu teste üçlü süzgeç testi deniyor."

"Süzgeç testi?"

"Evet, doğru."

Devam eder ünlü düşünür: "Öğrencim hakkında konuşmadan önce söyleyeceklerin hakkında bir dakika düşün. İlk süzgeç GERÇEK süzgeci. Bana söyleyeceğin şeyin kesinlikle gerçek olduğuna emin misin?"

"Hayır!" der adam. "Aslında az önce duydum ve ..."

"Anladım!" der Sokrates. "Yani haberin doğru olup olmadığından emin değilsin. O halde ikinci süzgeci dene, İYİLİK süzgecini. Öğrencim hakkında söyleyeceğin şey iyi bir konu hakkında mı?"

"Hayır aksine..."

"Öyleyse..." diye devam eder düşünür: " Öğrencim hakkında gerçek olduğunu bilmediğin kötü bir şey söylemek istiyorsun öyle mi?"

Utanır sanki adam bir parça, omuz silker. Devam eder Sokrates: "Hala testi geçebilirsin, çünkü üçüncü bir süzgeç var. FAYDA süzgeci. Öğrencim hakkında söyleyeceğin şey benim için faydalı bir şey mi?"

"Hayır, tam olarak sayılmaz!"

"Anlaşıldı!" der Sokrates, " Söyleyeceğin şey ne gerçek, ne iyi, ne de faydalı bir şey değilse neden söylüyorsun?"

Muhteşemdi öyle değil mi? Düşünelim bir, ne zaman yaşamış bu Sokrates? Milattan önce 300'lü yıllar. İşte insan, o zaman da aynıymış şimdi de aynı...

Tam bir delikli davul. Ne duyar söyler, ne duyar inanır. Öyle gaflet anları olur ki doğru mu, eğri mi demeden inanır ve dahil olur sisteme. İnsanlar huyları ve hayattaki rolleriyle 3'e ayrılırlar diyen Refik Halit Karay şöyle bir tespitte bulunmuştur.

1- Kendi oturduğu dalı kesenler,

2-Başkasının bindiği dalı kesmekle uğraşanlar,

3-Başkasının dalını kesiyorum zannıyla kendi dalını kesenler...

Söz gümüşse sükut altındır. Üzgünüm...

Hemen şu anda durup düşünelim, biraz mola verelim, kısacık bir dinlenme, beyin fırtınası tarzı. Ne olmak, kim olmak, hangi dalı kesmek istiyorum? Yoksa dalı ağacı bırakıp, yeni fidanlar mı dikmek isterim, hangi rol benim ki? Amacımın farkında mıyım,  ne için yaşadığımın bilincinde miyim?  Dünya hayatının sahnesinde oynarken rolümü 'iyi adam' olmak mı daha cazip geliyor bana... Yoksa? Ağzımızdan çıkan her kelimenin bir muhatabı olduğunu ve muhatabın gönlünü fethetmek ya da rencide etmek üzere yol aldığını biliyor muyuz? Evet.

Sözün yeri geldiğinde kılıçtan keskin, kınından şimşek hızıyla fırlamış bir ok misali hedefe ulaştığını hissedebilmektir marifet. Sözü ulu orta sarf etmek değildir hakikat. Kırılan kalbin, yıkılan gönlün yerine gelmediğini bile bile, en kuvvetli silah,' DİL' amansızca kullanılıyor en muhteşem varlık, insan tarafından... Heyhat!

"İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur."  diye uyarmıştır Hz Mevlana insanı.

En azından konuştuğumuzda kıracağımızı biliyorsak mola vermek en iyisidir. Dinlemeyi öğrenebilmek, biliyorum demeden önce bilmem diyebilmek ne özel bir marifettir bilene. Hem çok konuşunca anlayamaz ki insan karşısındakinin iç dünyasını. Fırsat vermek gerekir, dinlemek, durmak, düşünmek... Akıllıca sözleri sarf edebilmek incelik ister, halimlik ister, sevda ister, has dost kalıbına sokar insanı.  Toplumda aranılan, dilinden de elinden de emin olunan yaren kategorisine dahil edilir insan...

Sokratesin üçlü süzgecini aklımıza, bir köşeye koyuversek, ağzımızdan çıkana özen göstersek ne muhteşem olurdu değil mi? Yapabilene de niyet edene de aşk olsun!

Yumdum gözlerimi hayal ediyorum galiba yine... Beyler, sadece dinleyebilse eşlerini, sadece dinlese... Kalben, eşinin kalbinden söylediğine odaklanarak, yani kızgınlıkla söylediğine değil de asıl söyleyemediğine kulak verse, çözüm üretmese de, dinlese yine olur. Eşine, beraber yola çıktığı ' sevdim' dediği, ' kalbimdesin' mesajıyla yol aldığına, azıcık gerçekten azıcık, ilgi gösterse inanın gerisi gelecektir. Tıpkı bir örme kazağı söker gibi... Tanıdığım bir Çinli doktor, çok korkardı eşiyle tartışmaktan, onun karşısına geçmekten. Ve derdi ki: "Çin'de bir söz vardır, akıllı erkek karısıyla tartışmaz, uzun yaşamak isteyen erkek, dinler karısını... "Eh biz Türkler, pabucu Çinlilere bırakmamalıyız öyle değil mi? En alasını yapabilen beyler, kalp sağlıklarını da tehlikeye atmamış olurlar böylece, bizden hatırlatması... Tabi ki beyler duymadan, parantez içinde hem cinslerime sesleniyorum.  Belki üçlü belki de onlu teste tabi tutup kendimizi, ince ayar vermeliyiz. Fıtrat olarak zarif, naif, kırılgan ama yeri geldi mi çok rahat kırabilen bir kişiliğe bürünebiliyoruz. Haklı olsak bile haksız konumuna düşebiliyoruz... Derin konu, içine çekiyor kabuğu kaldır diyor ya... Biz nokta koyalım burada. Her iki tarafı da incitmeden, kalbi muhabbetimle...

Cennet kokan evlere, sevda kokan yuvalara yelken açabilmek dileğiyle...