Mutluluk kelebek gibidir

Hatice Kösecik 30 Ağustos 2018 Perşembe, 06:40

Kelebek gibidir mutluluk, ne kadar kovalarsanız kaçar sizden. Kovalamaktan yorulup da dikkatinizi  başka tarafa verdiğinizde gelir yavaşça konuverir omzunuza...

Hayatta hep mutlu olmak adına, mutluluğu bulalım diye belki çok çalıştık. Gelip omzumuza  konmasını beklemenin ve de günümüzü en özel şekliyle yaşayabilmenin değerini, sağlıklı olduğumuz her gün için şükredebilmenin eşsiz tadını öğrenebilmeyi diliyorum hayattan.

Hayatın havaya attığımız beş farklı topla oynanması gereken bir oyun olduğunu hayal edelim.

Bu toplar;

-İşimiz,

-Ailemiz,

-Sağlığımız,

-Dostluklarımız,

-Öz benliğimiz olsun.

Bu toplar içinde hangisi lastik toptur sizce? Atarsan kırılmayan, düşse bile zıplayan?

Üzerine yoğunlaşıp düşününce anlıyor ki insan, lastik topumuz, işimizdir. Düşürsek bile zıplatabiliriz, oysa diğerleri camdan yapılmıştır. Düşerlerse kırılır, yerine asla koyamazsınız, telafisi yoktur. Bunu fark etmeli mutlu olmak isteyen, mutluluğu kovalayan kişi.

Hayatımızı bu dengeye göre kurabilmeliyiz.

Hayal ediyor musunuz? Acaba, o ilk sırada yazdığımız lastik topu elde tutabilmek uğruna, diğerlerini kırıp döküyor muyuz?

Bir anne hem işe gidip hem de çok yorgun olduğu için akşamları, gündüz kreşe bıraktığı yavrusuyla ilgilenebiliyor mudur?

Bir baba, çok çalıştığı, fazla mesaiye kaldığı için yavrusunun en özel anlarını kaçırıyor olabilir mi?

Eşler iş yerlerindeki çalışma arkadaşlarına daha nezaketli davranırken, evde aslında en güzel davranışı göstermesi gereken hayat arkadaşına kırıcı davranabiliyor mudur sizce?

Tabi ki yaşamak, hayatımızı idame ettirebilmek adına çalışmak durumundayız. Söylemek istediğimi anladığınızı umuyorum. Önceliğimiz, sevdiklerimizi, ailemizi, eşimizi dostumuzu, kendi varlığımızı da ihmal etmeden, hırsa kapılmadan hayatın tatlı sürprizlerinden mahrum kalmadan yaşayabilmek olsun.

Hayat bir sahnede oynanan tiyatro misali. Herkes kendi rolünü sergiliyor bu perdede. Zamanı gelen, vakti dolan yerine ardından geleni bırakıp gidiyor sesizce. Ebedi yurduna, istirahatine.

Yüreğinde beslediği kinin ve kötü anıların bedelini kendi iç huzuruyla ödeyen de gidiyor,

Hayatın en güzel hediye olduğunu bilen de...

Hırslarına yenilip, hep daha fazlası için aşırı çalışıp da sürekli yorgun ve mutsuz olarak yaşayan da,

Bu kadarı bana yeter, sevdiklerime zaman ayırmalıyım düşüncesinde olan da veda ediyor hayata.

Hayata ha şimdi ha sonra başlayım derken, sevdiklerimize yeterince vakit ayıramadan bir bakıyorsun tükenmiş ömür.

Avucumuzda son kullanma tarihi çoktan geçmiş bir yığın tecrübe kalıyor.

Bir ikindi gölgesi kadardır ömür dediğin. Gece olur duramazsın, güneş vurur dayanamazsın. Sadece bir ikindilik, bir ağacın gölgesinde kısa bir dinlencelik...

Kavgayla dövüşle, hırsla hasetle geçirilecek vakti yoktur ki insanın. Üzülecek, sürekli hüzünlere gark olacak hali de olmamalıdır. Ümitle dolu olmalı, her ne yaşarsa bu dünyada imtihan olarak görebilmeli, eşrefi mahlukat olarak yaratıldığını ve de Mevlasının kuluna eziyet etmeyeceğini bilebilmelidir insan.

Öyle ki huzuru bütün benliğiyle yudumlasın zerrelerine varıncaya dek.

Bir düşünürün duasında dediği gibi;

Bana değiştiremediğim şeyleri kabul etmek için;

Sükunet,

Değiştirebileceğim şeyler için;

Cesaret,

Ve bunu ayırd edebilmem için;

Akıl ver Allah'ım!

Ey dost!

Biraz dur, biraz bekle. Arada bir dön arkana bak, geriye bıraktıklarına bak.

Harcanmış yıllarını usulca seyret,

Bak nasıl bitiyor ömür dediğin...

Huzurun yanı başınızda tahta kurması,

Yavaşça gelip mutluluğun omzunuza konması dileğiyle...