Madde ve mana arasında

Hatice Kösecik 14 Mart 2019 Perşembe, 07:01

-Merhaba arkadaşım nasılsın?

-İyiyim tatlım, ya sen?

-İyi diyelim iyi olsun. Ayy daha ne olsun? Kavga ettim bizim çokbilmişle, çektim kapıyı çıktım.

-Aaa, hani siz hiç tartışmazdınız, seni çok önemseyen, çok seven, çoook para veren, bir dediğini iki etmeyen bir kocan vardı. Ne oldu şimdi? Yoksa yalan mıydı?

- Neden yalan olsun canım, o çok sever beni, bensiz yaşayamaz. Arabam bir yıl oldu eskidi artık, bana cip al da bineyim, havam olsun dedim. Demez olaydım, yok işler kesatmış, yok iş yokmuş, yok para yokmuş piyasada. Ayağımı denk almalıymışım. Gereksiz masraf yapıyor muşum, benim harcadığımla bir ev daha geçinirmiş. Mış da mış. Cimri adam ay, anlayacağın tam bir kibritçi...

Durdu baktı arkadaşına Aycan. Nasıl bir kadındı ki bu? Varı yoğu paraydı. Her ne zaman ağzını açsa  para konuşurdu. Olmasa da hava atardı, illa desinler diye yaşardı. Zengin desinler, var desinler, her yıl mobilya değiştirdi desinler... Esefle baktı arkadaşım dediği bu madde bağımlısı kadına. Üzüldü, elinden ne gelirdi ki? Gözü kör olmuştu adeta, hırs bürümüştü, devamlı olarak diğer insanların mallarını araştırmak, eğer kendinde olandan daha fazlası olanı görürse yatağa düşmek zordu, ne de acıydı. Derdi büyüktü bu kadının, onulmaz derdime bir çare diyerek dolaşıyordu sanki ortalıkta. Yeniden baktı çocukluğunun yağmur kokan anılarına. Aynı sırada, bir zengin bir fakir okumuşlardı Aycanla. Aynı okulda, aynı kapıda. O zamanlar da böyle miydi arkadaşı? Hafızasını yokladı, kendine baktı uzaklardan... Tozlu topraklı yollarda nasıl da hevesliydi mektebe koşarken.  Okula kadar tabanı delik ayakkabısıyla az mı yürümüştü. Öğretmen olma hevesi hep diri tutmuştu onu. Ve başarmıştı da, işini severek yapan bir fen öğretmeni olmuştu. "Çok şükür"dedi içinde, minnet duydu, huzur doldu içi...

Ya Aycan? Okumamıştı, zar zor liseyi bitirmiş, evlilik hayatına atılmıştı hemen. Sevdiği kişiyle evlenmiş, "Ben zengin adamla evlenirim kızım, sen oku!" demişti sıra arkadaşına. Çok geçmeden tüketim çılgınlığına ayak uydurmuş, kocasının kanatlarıyla uçmaya kalkmıştı. Ama abartarak, geldiği konumu hazmedemeyerek. Çocukluğu da varlık içinde geçmişti belki ama şimdiyle kıyaslanamazdı. Şimdi her yıl mobilya değiştirip, araba markalarıyla ihtisas yapar olmuştu. Gözünü döndürmüştü varlık, bir gömlek fazla gelmişti ona. O artık bir bağımlıydı, madde bağımlısı, tüketim çılgınlığı başını döndürürken çevresindeki dost ve arkadaslarını da birer birer maziye gömmüştü...

Her şeyi vardı, iki de çocuğu, arabası, atı, yatı, sağlığı. Ama hep mutsuz olduğunu söylerdi. Bir şeyler eksikti onun hayatında. Psikiyatristi bile vardı, gider anlatır, ilacını da alır keyfine bakardı. Yani öyle söylerdi, hep bir arayış içindeydi hep en iyisini elde etmek peşindeydi. Ya kendisi, yine iğneyle kuyu kazmak ona düşmüştü, yokladı nabzını. Çok şükür mutluydu Nilgün Öğretmen olmaktan...

İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa yandaki vadiye de bakarmış, orada benim olabilir mi diye. İnsanın gözünü ancak toprak doyurur diye söylerdi büyükleri de ne demekti anlamazdı küçükken Nilgün Öğretmen. Buymuş demek ki. İnsan ne kadar kazanırsa daha çok istermiş bazen, hep daha çok, hep daha iyi derken madde bağımlısı olup çıkarmış da göremezmiş içine düştüğü durumu. Belki mutlu olurum sanırmış  elindekinin bir üst modelini alırsa, telefon gibi, araba gibi. Oysa ne oluyor, yeni oyuncağını biraz oynuyor, kısa sürede de sıkılıyor. Çünkü daha iyisi olmalı, belki o zaman hazzı yakalar, mutlu olur. Aradığının ne olduğunu bilemeden hep yukarılara bakar gözü, daha iyisi yok mu?

Elbette var, akıl edip durup düşünse insan, tünelin ucundaki ışığı görür. Açsa gözünü, açsa kalbini, kendinden üsttekine değil de biraz da alttakine baksa daha iyi görür. Eğilse kaldırsa onu yerden, elini tutsa ulaşır ışığa...

Madde bağımlısı değil de mana ehli olmayı tercih etse. Verebilmenin zevkine varsa, hep almayı unutsa... Bir kalbi sevindirirken kendi hasta kalbi de tedavi olacak. Tüketim çılgınlığına kaptırırsa kendini doyumsuzluktan kurtulamayacağını bir anlasa insan, 'duuur'  der kendine. Orada dur, bu dünyaya niye geldiğini unutma. Ayağını denk al, aldığın her nefes sayılıyken, yaptığın gizli saklı herşey kamera altına alınıyorken, ve zamanı geldiğinde dev ekranda kendini izlerken pişman olmamak için dur...