Kendini bilmek

Hatice Kösecik 15 Ekim 2018 Pazartesi, 08:00

'Mahalleden geçerken bir köpeğe rastladım; su içmek istiyor ama suda bir köpek silüeti görünce korkuyla geri çekiliyordu. Köpeğin suya yaklaşıp geri çekilmesi bir saat sürdü. Susuzluktan yanmış köpek sonunda bütün gücünü toplayıp suya yöneldi, suyunu içti. Suda başka bir köpek bulunmadığını sonuçta anlamıştı. Bu misalde gördüm ki; insanda engel benliktir kendini tanımaya.' Diye ifade eder Feridüddin- i Attar.

Hayatta en büyük faciadır insanın kendini tanımaması, farkına varamaması.

Belki bir ikindi vakti kadar yerleşeceği, yemyeşil görkemli bir ağacın altında gölgelenecek kadar kalacağı, çok kısa yer aldığı ekranda sürdürdüğü hayatı yorumlamak, sorgulamak zorunda insan...

Yaşadıklarından, yaptıklarından veya yapamadıklarından ders almak durumunda. Her anının kıymetini bilip, yaşam denilen değerin sırrına erebilmek, baktığının ardını görebilmek yetisinde olmalı insan.

Kainat bir kitap gibi, muhteşem bir tablo gibi insanın karşısında duruyor tüm ihtişamıyla. Her ayrıntı, ufacık bir kırıntı dahi bu tabloya katkıda bulunuyor. Öyle ki kayıt altına alınıyor her dem. İster düşün, ister unut, istersen de hatırlamak isteme. Vakti saati geldiğinde kayıtlar dökülecek önüne...

Nasılını ve de nedenini bilemediği zamanda bile olayların birbirine bağlı olduğunu düşünmek, yolu açar insana. " Şimdiye kadar çakıl taşları toplayan, yolunun üzerindeki parlak ve nefis çiçeği görmeyen peri masallarında yazılı çocuğa benziyordum!" diyen Beethoven'ın sözü bir şeyler anlatır mı bize sizce?

Orkestra şefini gözlerini notadan ayırmadan izleyen bir flüt çalıcısı ne güzel de yapar, dünya işlerini yaparken, her şeyi kuşatan gerçeği görebilir. Dünyaya ait sevinçlerimiz, ilgi alakalarımız var, coşkularımız da var elbette. İster zevk versin, ister acı çektirsin. Sahnede ne şeklide yerini alırsa alsın, karşılaştığı herşey insandan cevap ister. Görmezden gelmek değiştirmez gerçeği. Bütün sırların anahtarı içimizdedir, küçük bir kainattır sanki insan, farklı bir alem. Asıl bilgidir insan, kendi bilgisidir. Kendini tanıması, yaratılışının bir amacı olduğu bilincine varabilmesi özüne ulaştırır insanı.

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendin bilmezsin,

Ya nice okumaktır?

Tüm dünyanın kulak verdiği bizim Yunus Emremiz veriyor cevabı bize zaten öyle değil mi?

Farklıyız diğer varlıklara nazaran, çünkü eşrefi mahlukatız. Her şeyi araştıran insanın kendini unutması büyük bir tezat oluşturur. En büyük denklem insanın kendisidir. Çöz çözebilirsen, kim bilir kaç bilinmeyenlisin.

Öyle ki kendini tanımaya başlarsa yol açılır insana, içindeki sırları keşfetmeye başlar belki de, kendini tanıdıkça daha da insan olur. Daha da sağlam yer alır yörüngede ve sorar doğru soruyu kendine?

Kimim ben?

Kainatta ne için varım?

Her şey ne ifade ediyor?

Hayatımı nasıl yaşamalıyım?..

Dediği gibi yazarın; Kendi içime dönüyorum ve bir dünya buluyorum."

Dağları, zirveleri, denizin dalgalarını büyük nehirleri ve okyanusu temaşa eder de insanoğlu, en büyük mucize olan kendilerini görmeden geçip gider. Heyhat!

Nedir bu tik taklar?

Akrep, yelkovan...

Hiç ara vermeden

Birbirini kovalar...

Aynaya bak, iyice bak bi.

Gördüğün kimseyi, bu silüeti gördün mü daha önce?

Ve

Kendini bil, binlerce yüz arasından ayrı bir yüz seçer gibi seç gerçeği...