Kalpler soğuğu sevmezmiş

Hatice Kösecik 11 Temmuz 2019 Perşembe, 07:00

"Kalbim yanıyor doktor...

Hayatımın hiçbir değeri yokmuş gibi geliyor bana.

Sanki hiç yaşamamışım gibi, sanki hep canım ağrıyormuş gibi.

Kor var şuramda tam da şuracıkta işte..."

      Bunları söylerken göğsüne de, eliyle hızlıca vuruyordu. Kendisi de doktordu, hem de yirmi koca yıldan beri doktorluk yapıyor insanların hayatına dokunuyordu. Oysa kendi hayatı avucunun içinden kayıp gidivermişti. Görünürde bir sorun yoktu ki; doktor kadın, mühendis koca, okuyan çocuklar, rutine binmiş bir düzen. Eee niye geldin o zaman bir diğer doktora? Bilmiyorum diyordu, bir şeyler eksik kaldı hayatımda. Kalbim yanıyor, nerede yanlış yaptım görmek istiyorum. Uyanmak istiyorum, kendime gelmek istiyorum, yoksa canıma kast edeceğim diye korkmaya başladım artık...

      Diyebilir ki uzaktan bakan birisi bu doktor hanıma: "Yediğin önünde yemediğin ardında. Hayatta herşeye sahip olmuşsun da neden söylenir durursun diye."

Uzaktan öyle görünebilir lakin her koyun kendi bacağından asılır ya, her fert kendi yarasını kaşır ya, kol kırılır yen içinde kalır ya, kimse bilmez kimsenin içindekini. Öyle ya...

Yalnızdı, kimsesi vardı ama yoktu yanında, etrafı insan kaynardı belki ama içi hiç rahat değildi. Aradığını bilmiyor, giderek dibe çekildiğini hissediyordu. Ümidi tükenmişti, belki de yorgunluk sendromuna yakalanmıştı. Tükenmişlik hissi tüm benliğini sarmıştı, hiç iş yapası da yoktu, hayata devam edesi de. Sevgili eşi, kendi halindeydi, işlerin yolunda olduğunu düşünür, çamaşır bulaşık yemek derdi çözüldüğü sürece surat asmazdı. Çocukların okul işleri, yetişmesi, aile içi sorunlar hiç üzmezdi onu. 'Geçer hanım geçer'  derdi de kendi kendine geçmezdi bazı şeyler. Bizim doktor hanım bütün sorunları, sevinçleri, dertleri, yükleri almış da gidiyordu hızla... Hızlı giden de yorulurdu elbet, dünyayı sırtında taşımaya çalışan da. Oysa dönen dünyaydı, yaşayan da insan. Ne yaparsan yap olacak olan olurdu. Biz insanoğlu elimizle de gücümüzle de döndüremezdik bu devranı, mükemmellik Yaratıcıya mahsustu. Dikkat etmek gerekti, abartmamak, ileriye gitmemek, ne üzüntüde ne de sevinçte. Kalbimiz sevmezdi soğuğu, yanmayı da istemezdi. Oysa şimdi kalpleri de anlamak zordu. Soğuk buz gibi bir hava vardı kalbinde, hem yanıyor hem de üşümenin doruğunu yaşıyordu. Biliyordu kalp üzüntüye gelemezdi. Sinyal veriyordu, kalp soğuğu da sevmezdi, soğuk havayı da soğuk mizacı da soğuk insanı da.

      Nasıl bilinmez ama ölçmüş biçmiş atalarımız. Bir insanın kalbini anlamak için yüz gün; insanın kendi kalbini anlayabilmesi için de biraz daha fazla zaman gerekiyormuş, belki de sona kadar...

     "Kalpler devamlı değişme konusunda kaynayan bir kazan gibidir." diye ekler bir başka kaynak.

Aklından geçiyor tüm bunlar, doktor olmak için kalbi eline aldığı zamanlar çıkmıyor hiç aklından. Bu kadarcık küçük bir organ, tüm vücuda hakim. Her yol ona çıkıyor, küçük bir kas kütlesi, kanlı damarlı. Ama kalp bu. Seven, sevilen, kırılan, kırmak istemeyen, hevesleri olan, korkan, bizim yerimize anılarımızı biriktiren veya unutan, bizim için özlem duyan, zekası aklın zekasından fazla olan. Kalp işte, kalp bu. Hissederken doğrudan hissediyor, zekası, hissiyatı yüksek olduğu için kötülükler zarar veriyor ona. Hele de kötü düşünceler, hırs, kıskançlık, mükemmel olma hissi,  narsist düşünceler, soğuk sözler, soğuk şakalar, soğuk insanlar...

      Kalbin yanması, acıması, ağrıması, kor haline gelmesi gibi ifadeler soğuktan yanan kalbin, gerçek veya mecazi sonucu da olabilir. Soğuk spazma sebep oluyorsa kalpte, her türlü soğutkan da korunmak gereklidir o halde.

Ah kalbimiz, aynı bu doktor hanımda olduğu gibi zaman zaman teskin edilmeye ihtiyacın var elbette, çoğu zaman da ikna edilmeye, genel de de şefkat gösterilmeye.

Seni anlayabilene ne mutlu o halde...