Kalbimizdeki ayak izleri

Hatice Kösecik 13 Aralık 2018 Perşembe, 08:13

Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileri de bir süre kalır yaşamımızda, öylesine.

Ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar. Çekip gittikleri vakit ya da gitmek durumunda kaldıkları vakit anlarsın ki bir daha aynı insan olamazsın...

Her insan bir kitap misali, okuyabildiğin kadar vakıf olursun. Bazen de oku oku bitiremezsin. Tanıdıkça şaşırabilirsin belki de hayal kırıklığına uğrarsın. Kalbine damgasını bırakıp da göçenler yok mu, yakar içini ve dahi yüreciğini de.

* * *

Unutmuştu her şeyi yaşlı adam, bir eşi olduğunu ve de oğlunu, hayatının anlamını.  Yaşarken onlarla, onları koruma adına çok da eziyet etmişti, ama unutmuştu işte nasılsa. Beyni, kafası, zihni bomboştu. Kelimeler boğazına dek diziliyor lakin düzgün bir sırayla çıkamıyordu ağzından. "İşte böyle, başaramıyorum." demesi durumu kabullenmesinden değil de çaresizliğindendi. Her şeyini, anılarını, hayata dair ne varsa unutmuştu işte. Bir meçhule doğru bakıyordu gözleri, dalıp dalıp giderken, elindeki çayı sessizce karıştırırken. İzlediği bir filme;" yaşayan bilir." Diyebilecek kadar bilge, çok çok eskilerden kalma alışkanlığıyla espri yapabilecek kadar da ustaydı ihtiyar delikanlı. Kalbine ayak izini basanlardan bihaber, yaşıyordu ömrünün sonbaharında. Hazanı yaşadığının farkında değildi ya, nasıl bir histi onunki bilinmez. Elinden tutarsa birisi ve güvenirse elinden tutana, giderdi, ani ses çıkaran olursa tepki verip, hırçınlaşırdı. Tepkisini, birikmişini, işte tam da o anda görebilirdiniz kalbindeki ayak izlerinin derinliğini, yaşanmışlığın hüznünü...

Yanına gelen eşinin yüzüne hiç tanışmamış gibi mütebessim bakarken, eşinin onun için örüp getirdiği hırkaya sarılıyor önce, gözleri yeşil renkli örgünün içine gömülüyor adeta. Bakıyor belki hatırlamaya çalışıyor gayri ihtiyari. Usulca alıp kokluyor, kokluyor, içini çekerek kokluyor. "Bak işte diyor bakıcı kız, demiştim size boş yere kendinizi yormayın, bilmiyor, hatırlamıyor." Sitemli bakıyor yaşı kemale ermiş kadın, bembeyaz saçlarını eliyle geriye itiyor kocasının, usulca ama derinden gelen bir özlemle, yumuşacık öpücük konduruyor alnına, canım dediğinin."  Olsun diyor, ben biliyorum ya, o ömrümüz boyunca bir kez bile unutmadı evlendiğimiz günü, her seferinde hayrete düşürdü beni. Sevindirdi, mesut etti. Şimdi biliyorum ben o da hissediyor sadece ifade edemiyor, beyni kabullenemedi çocuğumuzun bizi terk etmesini. O gün bugündür böyle... Ama ruhunun bildiğine eminim, benim onu sevdiğimi anlıyor, hatırlayamasa da ben biliyorum, gözlerinden okuyorum onu, yine yumuşacık bakıyor bana..." Daha fazla konuşamadı, hıçkırığını görmesindi eşi, dışarı çıktı, hazırda bekleyen gözyaşlarını özgür bırakabilmek için...

* * *

Evet kalbimize bırakılan ayak izleri...

İnsan yaş aldıkça, hayatta bir şeylerle severek uğraştıkça sağlamlık kazanır, insanların ayak izleri de kalbine kazınır. Yaş aldıkça insan kayaların yalçın görünüşüne bürünür. Sapasağlam durur, dimdik ayakta... Kendisi de doktor olan kanserle mücadele eden bir arkadaşım demişti ki gitmeden;" altmış yaşına gelmiş olanları kıskanıyorum sanki ne güzel diyorum, bu kadar yaşayabilmişler." Ve kısa bir süre sonra da veda ederek, yüzündeki kırık tebessümüyle, çocuklarına kimseye yük olmamalarını öğütleyerek, evine gelen yardımcıya, kendi gittikten sonra da evini bırakmamasını tembih ederek gitti. Bilerek gitti, nezih bir hayat sürdü ve öyle de nihayete erdi hayatı. Bir tatlı seda, yürekte sızı bıraktı geride. O yaş alamadı belki ama kısacık ömüre de sığdırılabilecek en fazla şeyi sığdırdı. Sevdi ve sevildi...

Dinle gönül, iyice kulak ver;

Yapacak bir şeyin olmadığına karar verdiğin anda ihtiyarlarsın. İnsan ihtiyar olmaya karar verirse ihtiyardır. İnsanın eli buruşur, yüzü buruşur ama asıl aklı buruşursa işte o zaman hüzün beraberinde gelir. Yaş kemale erdiğinde dinç kalabilmenin en iyi yolu zihnen genç kalabilmektir. Bu arada yaşamın hızlı temposu değil de can sıkıntısı hasta eder insanı. Hiçbir şeyin değer olmadığı hissi, ümidi yitirmek hızlandırır süreci. Dikkatli ol, ayağını denk al. Öyle ya herkesin bir sonbaharı vardır. Kiminin yaşamadan yaşlandığı, kiminin de yaşlanmadan yaşadığı...

Hayatın değerini bilebilmek dileğiyle...