Kalbi kırık olanın gönlüne Allah dokunur

Hatice Kösecik 17 Aralık 2018 Pazartesi, 14:23

-Kulağındaki tümsek hep var mıydı Leyla? Nasıl oldu, düştün mü?

Uyuklar gibi olan gözleri açıldı bir anda, iç çekti belli belirsiz. "Kocam yaptı doktor hanım, bir vurdu, kulağım yarıldı, çok kan aktı."

-Neden vurdu sana, bir şey mi söylemiştin?

-Evet, hap istedim, başım ağrıyor diye, sürekli söylediğim için kızdı bana. Vurdu, sonra da yarıldı kulağım, bayılmışım.

-Eee sonra nasıl yaptınız, doktora götürdü mü seni?

-Yok hayır, kızım evdeydi, yaraya bez bastırmış, biraz sonra ayılmışım, kulağımda da bir kulak oluştu böyle işte... Kocam yaptı doktor hanım...

Ne denir ki, bu da onun yaşamıydı, eşi vefat etmişti yakın zamanda, onu ve kızını da bakacak kimseleri yok diye, yaşamlarını idame ettiremiyorlar diye bakım evine getirilmişlerdi. Altmış beş yıl yaşamış, ama hüzünlü ama huzurlu, evinde iki çocuğu ve kocasıyla. Hayatın tam ince detaylarını anlamlandıramamış belki ama işini, yemeğini yapmış, iki çocuk bakmış, bir de koca. İki çocuğun ikisi de biraz sıkıntılı olmuş, ister genlerden diyelim ister fıtraten. Gün olmuş dayak yemiş ölesiye, gün olmuş sevdiğini de söylemiş adam. O da bir insan, o da sevilmek isteyen bir kadın, o da bir anne...

Evet, belki hep bir şeyler eksikti yaşamında, belki yaşıtlarından bir on yıl geri düşündü, hemen olgunlaşamadı, anlayamadı, tam ifade edemedi kendini.

Bir yerlerde var bir eksiklik, yiyip içebilir, yemek yapabilir belki ama kötüye denk gelirse alt üst olur yaşamı. Zaten tam da rayında gidemeyen hayatının treni çarpıverir kayalıklara. İnsan kullanmaya alışkın tiplerin rotasına girmemeli böyleleri.

Kızını çağırıyorum, Leyla'nın, tam öyküyü alalım diye. Susan, önüne bakan, kolları sımsıkı göğüs hizasında birleşmiş vaziyette geliyor o da.  Tıpkı annesi gibi.  "Nasılsın" diyorum? Ses seda yok önce, ne yaptığını sorduğumda; " ben bir şey yapamıyorum." Cevabı geliyor, derinden usulca. Okudun mu diyorum, evet diyor, bakıyor yüzüme. "Öğretmenim, ben ilkokula gittiğimde bir şey anlamadım, bana bir vurdu, yüzüm sıraya çarptı, burnum çok kanadı." Diyor, olanca sessizliğiyle. Hüzünle karışık ifadesiz bakışları tekrar önüne, dizlerine düşüyor. Susuyor, soracağım soruyu bekliyor belli ki. Öyle istiyorum ki ne düşündüğünü bilebilmeyi, o da insan, o da genç bir kadın, o da sevebilir, mutlu olmak ister, insan manzaraları yurdumun... Hayatın içinden, hayata dair, göz ardı edemeyeceğimiz, onlar da insan, yaşamak isteyen ve yardımsız yaşayamayan...

Aynı anda diğer bir yurt sakininin dediği çalınıyor kulağıma; " Biz böyle olmak istemedik ki doktor hanım, kim olmak ister?" diyor, öyle ya kim olmak ister...

İster Leyla, ister kızı olsun, yurdumun insanları onlar da. Öğretmenlerimizin elleri öpülesi, hakkını ödeyemeyiz elbette ki. Ama maalesef, öğretmen olabilecek vasıflara sahip olamadan meslek seçmek zorunda kalınan bir sistemde yaşıyoruz. Kendini tanımayan, sabır gösteremeyecek olan da öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğe adım atarsa, puanım bu bölümü tutuyor diye, yüzüne gözüne bulaştırabilir, buradaki vurdum mu kanatırım tarzında ki gibi. Unutulmayacak bir anı, bir travma bırakabilir ki masum yüreklerde, o da öğrenilmiş çaresizlik sebebi olabilir. Tabi ki özgüven eksikliği, ezilmiş, kendine güvenemeyen, hayata solgun gözlerle bakan öğrenciler de ardından gelebilir. Ancak ve ancak destek olur, yardım eder, ilgilenirsen, doğru iletişim kurabilirsen hayata katabilirsin o insanları. Burada Leyla'nın kızındaki, 'bir şey yapamam, beceremem' ifadesini çürütmeye çalışmamız gibi. Elbette ki öğretmeni vurdu da öyle oldu demiyorum Leyla'nın kızı için, bir eksiklik, anlayışta bir sıkıntı vardı muhtemelen, ama o darbe de onun yerinde saymasına yardım etti. Neler yaşadığını bilemeyiz bizler insanın, her insan kendi sıkıntısını, kendi yarasını iyi bilir. Kendi kaşıdığı yerini, acısını. Hele de duygularını kolay ifade edemiyorsa.

Bu dünyada her zaman sıkıntı her zaman da refah olmaz, insan bir dibe vurur bir de yüze çıkabilir. Bir ters bir düz de gidebilirsin, hayat tez de değildir antitez de. Öylesine bir anlayıştır, bir sentezdir adeta. Her insan bir kitaptır, okuyabilirsen yanındakini yörendekini o ölçüde dokunursun hayatına. Yeter ki dokunmak iste, görmeye başlarsın bir süre sonra.

Ömrünün başlangıcı ve sonu arasında anlaşma olan mutludur, anlamında bir ifade kullanan yazara göre, Leyla, kızı ve onun gibilerin hayatlarının anlaşması yarım mı kaldı acaba? Hayata güzel başlayan güzel sonlandırırsa eğer, bu arada kalan,  yurdumun insanlarına hangi gözle bakmalıyız? Ne denli şükretsek verilenlerden dolayı az değil mi? Gören göze, işiten kulağa, yürüyen ayağa, aldığımız nefese, ve sağlıklı olan aklımıza, onları bize verene ne denli teşekkür etsek acaba?

Elimizde olanın kıymetini bilebilmeyi, elimizden kaçırmadan gözümüzü açabilmeyi diliyorum.

Herkes kendi penceresinden bakar hayata...

Uzaktan bir nağme yankılanır kulağa;

Hüzünle titreyen gönle ince bir ah dokunur;

Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur...