Kaçış yok

Hatice Kösecik 27 Aralık 2018 Perşembe, 07:10

"İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar küçük düşme ya da başarısızlık korkuları, tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir. Yalnızca ölümdür önemli olan."

Ne kadar tanıdık ifadeler değil mi? Sanki çok yakınımızdan geliyor seslerve devam ediyor.

"Öleceğinizi hatırlamak, kaybedecek bir şeyler olduğu düşüncesini yok etmenin bildiğim en iyi yoludur. Zaten çıplaksınız. Yüreğinizin sesini dinlememek için hiçbir neden yok. Bir yıl kadar önce bana kanser teşhisi kondu. Saat 07.30 da, pankreastaki tümör barizdi. Tedavisi olmayan cinsten, doktorlar eve gidip işleri yoluna koymamı tavsiye ettiler. Bu onların 'ölümü bekle' deme biçimiydi. Bu, veda etmek demekti."

Bu sözlerin sahibi, Apple'ın eski CEO su Steve Jobs'tan başkası değilidi. 2005 yılında Stanford Üniversitesinde yaptığı konuşmasında ölüm hakkında söyledikleriydi bunlar.

Teşhis konunca ameliyat edilebilmiş ve biraz daha kalmıştı hayat sahnesinde, 2011 yılına dek. Orada öğrencilere şöyle demişti;" Hiç kimse ölmek istemez, Cennete girmek isteyenler bile oraya gitmek üzere ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir. Çünkü ölüm, hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayatın değişim ajanı, yenilere yer açmak için. Eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde pek de yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız.

Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu. Zamanınız kısıtlı. Bu yüzden başkalarının hayatlarını yaşayarak onu harcamayın. Başkasının fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezginizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki her şey ikinci planda."

Büyük başarılara imza atmış olan Jobs, 2011 yılında vefat ediyor. O kendi kalbinin sesini duyabilmiş midir, pişmanlığı var mıdır bilemiyorum. Fakat şu konuşmayı yaptığında hastalıkla tanışmış, pankreasın ne olduğunu bile bilmezken onun kanseriyle yüzleşmiş. Ölümle hasbihal etmiş, belki de farklı bakış açıları yakalamış bu sayede. Eve gidip ölümü beklememiş gerçi, yine hayata, yaptığı işe devam etmiş. Belki üç aylık ömür biçilmişken hastalığına, oysa o beş altı yıl daha misafir olmuş şu fani dünyada. Her an ölümün soluğunu hissetmiş de olabilir yanı başında. Sonunda dediği gibi olmuş, eskiler devri daim döngüsüne takılmış, yenilere yer açılmış. İcatlara aşık olan bir beyin, en büyük icadın ölüm olduğunu söylemiş, müthiş değil mi? Bir kabul ediş hikayesi...

İnsan üşür mü Allah'ım? Karşı dağlara mı yağdı kar yoksa gönlümüze mi? Ondan mı üşür? Her bir meleğin zarifçe indirdiği kar taneleri toparlanıp dağ olur da üşütür mü insanı, yüreğini buz kestirir mi? Dünyada en zenginler arasında ismi sayılan Apple mucidi, yenilikçi ve her daim yeni icatlar peşinde yürüyen insan da öldü. O da ölümün soğuk nefesini, o ağızların tadını bozan duygusunu hissetmiş olmalı ki bu konuşmayı yapmış, ölümle ilgili duygularını paylaşmış. Kaçış yok, o da anlamış, anlamış ve sanırım son zamanlarında daha çok sorar olmuş kendine. Belki de kendini dinleme fırsatı bulmuştur, o tüm icatlarının arasında bir türlü kendine ayıramadığı değerli vakti bulabilmiştir... İnsan üşür işte, hem de öylesine üşür ki...

Hani kar yağar yağar yağar da, o sakin sesizliğine bürünür ya dünya. Sanki hiç ses yokmuşçasına, kurtlar kuşlar, börtü böcek doğada bembeyaz örtünün altında dinginliğe ulaşır, sakinleşir, o nefis beyazlığın altında kalır her şey. Ve temizlenir, mikroplar kırılır, insan belki buz gibi olur ama sıcak evinde ısınıverir içi. Buz kesilen duyuları canlanır, tazelenir insan...

İnsani duygularımızı gündüzün ziyasında fenerle arar olduk biz. İşte o kar yağdığı zamanki sessizliğe ihtiyaç duyar bazıları, bazıları şifa olur birilerine, yaralarını sarar sarmalar usulca...

Sarmak lazım yaraları, merhem olmak lazım. Yeri geldiğinde sevmek, sevdiğini dillendirmek lazım, çok çok geç olmadan...