İncitmeyecek kadar uzak olabilmek

Hatice Kösecik 05 Kasım 2018 Pazartesi, 08:03

Bir hikaye anlatılır, eski zamana dair.

Vakit çok eski... Dondurucu kışın bütün hayvanların etkilendiği zamanda, en çok kaybı kirpiler vermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla nasıl kurtuluruz diye toplanmış kirpiler meclisi. Çözüm aramışlar hallerince... Tartışa tartışa, nihayetinde gece olunca bütün kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine iyice yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Hal böyle olunca kirpiler, birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanıp, aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk gece deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama...

Üşüyen kirpiler birbirlerine biraz fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Sonraki gece yaralanmamak için uzak durmuşlar fakat bu sefer de donmalar meydana gelmiş. Gel zaman git zaman, her gece ya yaklaşmış ya uzaklaşmışlar, deneye yanıla birbirlerine vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. Müthiş...

Aynı uzun dikenleri ya da görünmeyen dikenleri olan biz insanlar gibi, öyle değil mi? Masal bu ya, onlar birbirlerini incitmeyecek mesafeyi bulurlar, ya insanlar? Ya eşrefi mahlukat olan bizler?

Alman filozof Schopenhauer, insani ilişkileri kirpilerin bu haline benzetmiştir. Sevgi ve yakınlık için birbirine sokulan insan, bu buluşmada canı yandığı için hemen yalnızlığına geri döner. Fakat bu sefer de soğuk kış gecelerinde üşür, yalnız kalır ve tekrar yakınlaşmak için çare arar. İronidir bu, bilirsiniz insan olarak yaşamanın getirdiğidir bu, bir yaklaşır bir kaçarsın. Şu dünyadaki ağacının gölgesinde bir iç huzuru arar durusun, gündüzün ışığına tezat fenerin düğmesine basarak... Hayatın içinde, kendine yoldaş ararsın. Kırarsın kabuğunu, çıkarsın gün yüzüne, insan içine. Yakınlaşırsın, bir olmaya çalışırsın ama insanların dayanılmaz hatalarının verdiği acıdan kendini koruyabilmek adına uzaklaşma ihtiyacı duyarsın yeniden... Bir döngüdür ki sürer gider, taaa nereye kadar?

Der ki düşünür, kirpiler misali yara almadan bir arada kalmak için uygun olan mesafeyi ayarlayana kadar. Sadece kendi beden ısısını, içsel mesafeyi koruyanların diğerleri ile arasındaki güvenli mesafeyi bulabileceğini ve zehirli oklarla yaralanmaktan kurtulabileceğini söyler. Ne zamana kadar?

İncinmemeyi ve dahi incitmemeyi belleyene kadar, insanca yaşamayı özümseyene kadar...

Ters gelen hatalar ve tahammül edemedikleri hatalar kişileri birbirinden uzaklaştırır. Sonunda bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar, zarifçe. Bu nokta, çevrenin sıcaklığını hissedecek ama okların acıtmayacağı noktadır. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise dozunu tam ayarlayabilenlerdir. Sanki ikilemdir bu anlatılan, ne denli iyi niyetli olursanız olun, biriyle fazla yakınlaşır, fazla içli dışlı olur, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa o kişiyle çatışmaya girebilir ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. Geçilmemesi gereken bir çizgi vardır, bunu göz önünde tutmalısınız.

Kirpi ikilemi, kişisel alana saygı göstermenin önemine değinir. Bunun yanı sıra insanlarla aradaki mesafeyi çok açmanın da donmaya yani yalnızlığa neden olacağını söyler sanki...

Hep döner dururuz bu döngüde, öyle ki dikenlerin acısının sıcaklığa değip değmeyeceğine karar verene dek dönüp duruyoruz. Eğer değiyorsa uzun yıllar beraber olup acıya katlanıyoruz, değmiyorsa da ayırıyoruz yolları. Bazıları da uygun bir mesafede durup da hem can yakmamayı, hem de uzak kalmamayı başarıyor...

Öyle karakterler vardır ki normal şartlarda size söyleyemeyeceklerini samimiyet adı altında rahat rahat söyleyebilirler. Öylesine hissettir ki dikenini, öyle kamufle etmiştir ki kendisini, cana yakın gelmez size, sevimli ve dost değildir aslında ama yanınızdadır, üşümemek adına insan olmak adına. İki iğne arası mesafe yok olmuştur maalesef. Birinin ki tamamen diğerinin alanındadır, iyi niyet adı altında... Gönül ister ki ne oklarla canımız yansın ne de kendi oklarımızla can yakalım.

Sorarlar ki Necip Fazıl'a: " Kırılan kalp yine de sever mi?" "Evet" der.

"Peki, siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?" sorusuna da şu cevabı vermiştir: "Peki, sen hiç bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtin mi?"

Ne su içmekten vazgeçer insan ne de beraber yaşamaktan...

İki iğne arası mesafeyi ayarlayabilmek ümidiyle...