Hep tedirginim

Hatice Kösecik 16 Mayıs 2019 Perşembe, 07:30

Hayli gergin ve tedirgin bir halde girdi içeri. Çevresine bakındı gayri ihtiyari, tanımak istercesine. Dudaklarının kenarındaki çizgi belirginleşmiş ve aşağı doğru yol çizmişti kendine. Dışarıda rastlasanız hemen hemen hiç gülmediğini anlardınız Cavidan Hanım'ın. Omuzları çökmüş, belli ki oruçtan dili damağı kurumuştu. Bu sıcak yaz güneşinde ve niyetli olduğu halde onu bize getiren sorunu,  elbette ki önemli olmalıydı.

    Bize gelme sebebini aşırı gerginlik ve tedirginlik olarak ifade etti. Sanki hep diken üstündeydi, sanki her an bir şeyler olacakmış gibiydi ve sanki ailesini, çocuklarını ve dahi kocasını kontrol edemiyor hissini yaşıyordu.

   "Ah Cavidan Hanım, herkesin gemisini yürütemezsin, rotasını sen çizemezsin, eşin yanı başında olsa bile onu takip edemezsin, çocuklarını her an gözetleyemezsin." dedim, içimden tabi ki. Öyle hemen pat diye söylenemez, biraz zaman, anlayış ve de icraat lazım...

   Yapması gereken çok işi vardı onun ve kendisi rahatsızdı, işlerse bekleyemezdi.

   -Bu işleri başka biri yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı?

Manidar bakan hastamız; "Onları yalnızca ben yapabilirim, bütün işler bana bakıyor." diye sitemli cevap verdi.

Obsesyonu olduğu, elindeki aşırı yıkanmaktan meydana gelmiş yaralardan anlaşılan hastamıza bir reçete yazıp verdik. Ve aynen yazıldığı gibi tatbik etmesini önerdik. Reçeteyi de gözünün rahatlıkla görebileceği bir yere asmasını da özellikle belirttik. Eline aldığı reçeteyi hayretle okudu. Aynen şöyle yazıyordu çünkü: "Her gün tüm işini bırakıp en az 2 saat yürüyeceksin. Özellikle yeşil alanda, dağda çayırda dere kenarında, doğayla beraber olacaksın. Ve haftada bir kez de sabahtan öğleye kadar bir mezarlıkta vakit geçireceksin!"  yazıyordu...

-"Tamam" dedi Cavidan Hanım, "Yürüyüşü anladım da mezarlıkta ne işim var? Neden gitmem gerek oraya?"

Elbette ki sorduğu sorulara, kafasındakilere cevap verildi.

     -Oraya gidip mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Zira mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur. Sen de onlar gibi hallenip mezara gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkan olmadığını zannettiğin işlerin başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin...

 Ahh! Şu hiçbir zaman bitmeyen işler, bitirilemeyen işler, insanı hasta eden kafaları bozan işler...

Değer mi sağlığı kaybetmeye, değer mi sürekli diken üstü yaşamaya?

Ne zamananlarız ki değmediğini? Sözün bittiği yerde mi? Dilin susup, gönlün ağladığı zaman mı? Her birey kendi gözlüğünden seyreyliyor şu fani dünyayı. Kimi hastalıkla uğraşıyor kimi eşiyle, çoluk çocuğuyla. Kimi de anne babasıyla. Ama herkes de uğraşıyor bir şeyle. Öyle her şey dışarıdan göründüğü gibi değil aslında. Bazısı Pollyannacılık oynarken bazısı da tüm dünya başına yıkılmış gibi davranır. Kimi gösterir kimi ise sır küpüdür. Sel verir de vermez sırrını. Kol kırılır da yen kalır içinde. Her kişi kendi yarasını kaşır, kendi yarasını besler çünkü. Bilemez kimse, nice çok güçlü görünen karakterin altında ne fırtınalar kopar da duymaz kimse.

Öyle ya da böyle. Devran döner, dünya döner, vakti gelen gider ardında gözü yaşlı sevdiklerini bırakırken.

    Geçen ramazan ayında yanımızda olanlar bu sene belki de yoklar. Ya onların işi bitmiş miydi? Nasıl da bırakıp gittiler ki gencecik anne babalar yavrularını, çocuklar annelerini? Mükemmel olamaz ki insan, adı üstünde insançünkü. İşlerin biri biter biri başlar, ancak ölünce biter işi...

Sürekli tedirginlik hasta eder insanı. Endişe negatif duadır bir nevi. Kötüyü de, olumsuzu da çağırır.  Aslolan ümidini yitirmemektir. Her şeye rağmen olaylara olumlu yönde bakabilmek, gerekirse bir mezara gidip tefekkür ederek de olsa yapabilmek bu işi.

   Herşeye rağmen hayatın güzel olduğunu söyleyebilmek kendine, her yeni gelen günü heyecanla kabullenmek. Ne bileyim, on bir ayın sultanını ağırladığımız şu mübarek günlerde vaktin kıymetini bilebilmek, seyre dalmak kainatı. Yeniden ve hevesle hatırlayabilmek kul olduğunu. Eşrefi mahlukat olduğunu, kıymetli olduğunu, insanca yaşamanın değerli olduğunu...

Negatif duadan, endişeden uzaklaşabilmek ve bu tarzı hayatımıza geçirebilmenin  kendimize sunacağımız özel bir hediyeolduğunu unutmadan yaşayabilmek dileğiyle...