Hayata dair

Hatice Kösecik 11 Ekim 2018 Perşembe, 06:30

Baba ve anne iki çocukları, okyanusun ortasında ıssız bir adada yaşarlar. Vakti saatinde bir gemi kazasından kurtulup orayı yurt edinmişlerdi. Karınlarını adadaki bitkileri, bulabildikleri meyve sebzeyi otu yiyerek, bazen de balık avlayarak doyuruyor, tabiri caizse bazen aç bazen tok yaşayıp gidiyorlardı.

Barınak olarak da bir kayayı kullanıyorlardı, sert ve de soğuk olmasına rağmen evleriydi o kaya onların. Soğuk da olsa sert de olsa...

Çocuklar adaya çıktıklarında çok küçüktüler, hatırlamıyorlardı ne ekmeği ne de sütü çikolatayı. Bu tip lezzeti hiç tatmamışlardı. Ne yumuşak bir yatak ne de yorgan biliyorlardı, onların yatağı kayanın bağrındaki çok sert ve çok soğuk olan oyuktu...

Bir gün ufukta tuhaf tekneli dört adam belirdi, umuda dair. Dikdörtgen şeklindeki kayık ince ve uzundu. Kurtulacaklarını sanan ailenin söndü hevesleri, çünkü kayık hepsini alamazdı. Her seferinde sadece bir kişi binebilirdi kayığa. Ailenin direği, evin reisi önce binmeyi kabul etti kayığa, feda ederek kendini, belki bir bilinmeze doğru...

Dört adam aldılar babayı yol aldılar ufka doğru. Anne ve çocukların ağlamaya başlaması üzerine, babaları "Merak etmeyin, gideceğim yer buradan daha iyi olacaktır ve siz de yakında geleceksiniz yanıma." diyerek gitti.

Bir süre sonra tekrar geldi kayık, aldı gitti anneyi. Giderken ağlayan çocuklarına; "Ağlamayın, daha güzel bir yerde yine birlikte olacağız!" dedi ve yol aldı ağırdan anneleri...

Bir müddet sonra yine geldi kayık, korkarak bindi iki kardeş. Önce adamlardan korkuyorlardı ama karayı görünce dindi korkuları, ümide dönüştü endişeleri.

Sahilde kendilerini bekleyen anne babalarına koştular, sarıldılar, ağladılar...

Gölgelik bir ağacın altında, önceden hiç görmedikleri yiyecekleri yerken, hepsi de düşünüyorlardı. "Buraya gelirken korkmamız ne kadar gereksizmiş, boş yere tedirgin olmuşuz. Bu kayıkçılar bizi almaya geldiklerinde hiç üzülmememiz gerekirdi."

"Sevgili çocuklarım!" dedi baba.

"Harap bir adadan güzel bir memlekete gelmek bizim için mutluluk verici.

Bu dünya ki, kurtulduğumuz o adaya benzer.

Ölüm ise geçtiğimiz fırtınalı deniz.

Küçük tuhaf kayıksa, bildiniz demi, tabuttu.

Ben, anneniz ve siz gün gelecek bu dünyayı terk edeceğiz. Sessizce çapa alacağız bu limandan. İşte o zaman gelirse bile hiç korkmayın.

Allah'ı seven iyi insanlar için ölüm, harabe bir adadan güzel bir yere gitmek gibidir...

Güzel söylemiştir üstad; Can saatini Rahman ezelde kuruvermiş. Bir gün göreceksin ki, o saat duruvermiş.

Bu hayata bir kere geldik ve bu hayatın anlamını idrak edebilmek, sırra erebilmek,  imtihanı alnımızın akıyla verebilmek, afiyette ve sağlıklı olarak yaşayabilmek için elimizden geleni dökmeliyiz ortaya.

Sırra erebilmek be huzuru her daim yanımızda hissedebilmek dileğiyle...