Hayat dediğin...

Hatice Kösecik 26 Kasım 2018 Pazartesi, 07:50

Hayat dediğin sunulmuş bir armağandır insana. Değerini bilebildiği kadar huzurludur insan. Hayatın anlamını yakalamak dediğin, nedir o? Nerede gizlidir? Nasıl ulaşabilir ki insan. Bir enstrüman çalar gibi, nazikçe, zarif hareketlerle dokunabilmelidir hayata. Hep gerçeği arar, mutluluğu kovalar dururuz. Oysa yanı başımızdadır mutluluk dediğimiz şey. Bir çocuğun ışıldayan gözlerinde, bir yaşlının öpülen nasırlı ellerindedir. Bazen elini uzatır ama dokunamaz insan. Yüreği kıpır kıpırdır, bir saatin hiç durmayan tik takları hatırlatır geçen giden zamanı, konan göçen insanı, yaratılanı. "Aaa, nasıl olur, daha dün beraberdik, çay içip sohbet ettik, hayata dair lafladık",  dediğin dostunun ardından bakakalmaktır hayat bazen... Her şeye rağmen yine de güzeldir...

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde senden önce de yaşayanlar, duyanlar, ağlayanlar, dünya hayatı için, geçim derdinde olanlar olmayanlar... Hep varmış zaten, böyle gelmiş böyle de gidecek... Her bir dönemdeki insan tipi değişse de, insan yine de aynı insan. İhtirasıyla, sevinciyle, mutluluğuyla... Hızlı trene binmiş de seyahat eden, ineceği durağı bekleyendir belki de insan. Kimisi sıkı sıkıya tutunur da güçlü kaldığını düşünür, kimisi de gerektiğinde bırakabilmenin sırrını anlamıştır.

Sen seversen severler seni, sen iyi olursan iyi olurlar sana. Sen ararsan ararlar seni, sen ekmek atarsan onlara kucak açarlar sana. Ya sen kötü olursan, ya sen zayıf olursan, ya sen ihtiyaç duyarsan, kimseye, dosta, emin insana, dost dediğine, samimi olana... Bulur musun her vakit ihtiyacın olanı? Şu koşturmacanın içinde durup bir yarım saatlik mola vermeye hasret olana, kucak açan olur mu? Sorgusuz sualsiz, hiç düşünmeden, her aradığında, her çaldığında kapısını, buyur eder mi yanına? Var mıdır böylesi yanında, kaybetme sakın, sımsıkı sarıl ona...

Nerede gizlidir ki hayat dediğin şeyin anlamı? Eşini seven kadının gönlünde mi, babasını özleyen yavrunun gözlerinde mi? Kimsesi olmayan beli bükük bir yaşlının yüreğinde mi? Kim bilebilir ki?

Ormanlar arasında bir gürültü, bağırıp çağırma başlamıştı. Büyük ağaçlar, "Ne oluyor yahu? Ne bağırıyorsunuz?" diye sorduklarında küçükler;" Kenarlardan başlamışlar kesmeye. Adamın biri elinde bir demirle kesip geliyor!" derler. Büyük ağaçlar;" Korkmayın çocuklar, korkmayın! İyi baktınız mı? Bizden bir şey var mı adamın elinde?" diye sorduklarında onlar; " Var efendim, var! Adamın elindeki kesici şeyin ( balta) sapı bizden" diye cevap verirler. İşte o zaman büyük ağaçları da bir korku kaplar. "Şimdi korkun işte! Eğer bizden birisiyse hepimizi de kesebilir!" derler.

Ağaçlar bile kendinde bir parça olandan korkarsa, insanoğlunun hemcinsinden ürkmesi, hem çok sevmesi hem de çok korkması nasıldır bilirsiniz. Kişinin en yakını bile olsa zaman zaman ayrılığa düştüğü olmuştur, gayet normal olan bu durum, insanlığın gereğidir belki de.

Asıl bilgi insandır, kendi bilgisidir. Kendi varlığı kendisi için problem olan ve bu problemi çözmek durumunda bulunan, kendinden kaçıp kurtulması imkânsız tek varlıktır insan.  "Beni aldatan kendim değil de kim?" diyebildiği anda kendini tanımaya başlamıştır o. İşte o vakit, ne diğerine ne de kendine eziyet etme hakkını bulamaz, kendi içine dönüp baktığında gördüğü kocaman gizemli dünyanın, diğer insanın içinde de saklı olduğunu düşünmeye davet edilmiştir çünkü.

16'sındayken dünyayı değiştirebileceğini düşünen insanın 18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarparmış. 20 yaşına geldiğinde ise hiçbir şeyi değiştirmeyecek olduğunu anlarmış. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın ona şekil verdiğini fark edermiş. Bir yerlerde rastlamıştım bu bilgiye, belki yaşlar tam oturmasa da kafamda, şunu söyleyebilirim ki, kendini bilen insan, hangi yaşta tanımaya başlarsa kendini, hayatın tınısını da anlamını da huzuru da yakalamak için bir fırsattır bu bilgi kendisine. İyi insan, iyi komşu elinden de dilinden de emin olunan kişidir. Kendi cinsini, kendinden olanı kesmemelidir balta misali. Zira bu dünya hayatı, Kanuni Sultan Süleyman'a da kalmamıştır, Karuna'da. Eninde sonunda vakit tamam dendiğinde sermayesiyle biner gemiye gider insan. Sanki hiç gelmeyecek sanır o vakitin, hiç bitmeyecek zanneder ömür denilenin...

Önce çalışıp duran saat ne anlatmak ister,

Bir ses... Sonra sessizlik...

Tekrarlanır durur,

Asırlarca, gelir gider kaç insan...

Hayatın içindeki sırra erebilmek dileğiyle...