Hata kimde?

Hatice Kösecik 06 Aralık 2018 Perşembe, 07:10

"Yeter artık, sana da ailene de, düşüncelerine de, donuk ruh haline de katlanmak zorunda değilim."

Ben sana bir şey söylediğimde, dinlesen ölür müsün be adam? Yeri gelir sokaktaki satıcıyla sohbet edersin, suratına suratına bakar gülümsersin çatlatırsın beni. Zaman olur eve gelen tamirciyle kahkaha atarsın da çocuklar bile şaşırıp, " anneee babam gülebiliyormuş." derler, hiç oralı olmazsın. Çile yumağımı sarar dururum, ne zaman iki çift laf edip, yüzüme bakacak, nasıl olduğumu soracak diye bekler dururum."

Sokaktan geçerken bir evin penceresinden, evin çilekeş hanımının ağzından dökülen sesleri işitmemle, ünlü yazar, "Savaş ve Barış" ve "Anna Karenina" gibi iki muhteşem romanın sahibi, Lev Tolstoy'u hatırladım birden. Gerçekten çok sevdiği, kendinden on altı yaş küçük bir kadınla evlenmişti. İkisi de birlikte olmaktan önceleri mutluydular, ama ya sonraları...

Sofya çok kıskanç bir kadındı, ama iki büyük eserinde de temize çekmesinde yardımcı olmuştu kocasına. Bu katkısını göz ardı edemeyiz. Fakat çok kıskançtı, zaman zaman bir köylü kılığına girip ormanda Tolstoy'u takip edip, hareketlerini izliyordu. Bu yüzden büyük kavgalar çıkıyordu tabiki. Kendi çocuklarını bile kıskandığı oluyordu, silahını alıp kızının fotoğrafında kocaman bir delik bile açmıştı. Ağzına bir afyon şişesi alıp yerlerde yuvarlanıyor, intihar edeceği tehdidini savuruyordu. Bu yüzden iki kere kaçtığı evine geri dönmüştü ünlü yazar. Karısının canına kıymasından endişe duyduğu için. Zavallı çocukları da bir köşeye büzülmüş, korkuyla ağlaştıkları için.

Hazin bir hikaye onlarınki de işte. Severek evlenip, hüsranla biten...

Ünlü yazar soylu bir aileden, zengin fakat sonraları köylüleri, fakiri savunuyor. Zenginler gibi yaşamak istemiyor, arayış içinde, zaman zaman bunalım geçiriyor. Ama çok seviliyor, halk seviyor sayıyor onu, o dine veriyor kendini, sade hayat yaşamak istiyor, huzur arıyor her daim, karısıyla geçinemiyor, sürekli mücadele yıpratıyor evliliğini de kendini de. Son yıllarında, yaşlılığında çekilmez oluyor evleri. Bir günlük tutuyor yazar, karısını ağır biçimde suçladığı. Üzücü elbette...

Sen kırk sekiz bilemedin elli yıl yaşa ve suçlan. Zor bir durum eşinin ki de.

Gelecek kuşağın kendisini anlamasını, gerçekte suçlunun karısı olduğunu bilmelerini istiyor belki de. Sofya yani eşi ne yaptı dersiniz? Elbette, günlüğü yırtıp ateşe atıp yaktı. Sonra da vakit kaybetmeden kendisi de Tolstoy'u suçlayan bir günlük tutmaya başladı, ardından da " Hata Kimde?" adlı roman bile yazdı. Kocasını bir canavar kendini de zavallı bir kurban olarak gösterdi...

Neydi ki bütün bunların sebebi? Neydi? Haklı olmak mı, haklı desinler mi? Neden sahip oldukları yuvayı tam bir tımarhaneye çevirmişlerdi, değdi mi tüm bunlara?

Son denemesini de yaptı Tolstoy, üçüncü kez çıktı evden, hem de seksenli yaşlarında, hem de sabahın en erkenin de, şöhretin doruğundaydı. Nereye gidecekti ki? Huzuru bulmaya mı, hayatını anlamlandırmaya mı, değer katabilmeye mi? Bir mektup bıraktı, zamanında sevdiği kadına, on üç çocuğunun annesine. Dayanamadım dedi, anla dedi, beni geri getirmek için uğraşma.

Son intihar girişimini de yaptı Sofya, kendini attı göle, başaramadı, çıkardılar...

Usta yazar, bir istasyonda, eski küf kokan, ağır havası olan bir odada, hasta, ateşi kırkın üzerinde...

Sevenleri, sevmeyenleri, seyre gelenler, haber için gelenler bekliyorlar dışarıda. Koşarak gider karısı, önce almazlar içeri, yalvarır, biçare. Son demlerinde girer yanına, kızının da yanında bulunduğu sırada, eğilir kocasının solgun yüzüne, mırıldanır sessizce...

Kızı affedilmek istediğini söyledi der ama bilinmez. Derin bir iç çekişi duyarlar, derin bir sessizlik, muhteşem eserleri olan yazar, hayatın anlamını yaklamaya çalışan adam, öğretilerini, derslerini, kitaplarını okuduğumuz çoğunun hayatına dokunan bu kişi, dokunamamıştır kendi hayatına bir nevi. Bir tren istasyonundaki soğuk, karanlık odada yürür sonsuzluğa. Ağzından çıkan her cümle kutsal bir açıklama gibi not edilen yazarın, günlük yaşamında işler yolunda gitmemiştir ne hikmetse...

Önemli olan hatanın kimde olduğu mu, yoksa mutlu olmak mı? Değer mi gürültüye, huzuru bozmaya. Fırtınalar elbette olacaktır iş sonrasında sükuneti sağlayabilmekte olsa gerek.

Şikâyet ettiğiniz yaşam, belki de başkasının hayalidir der usta. Der ve ekler," Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden ikisini de harcayın gitsin."

Her insan kendi penceresinden bakar hayata, penceremizin buğulu olmaması dileğiyle...