Gülümse hayata

Hatice Kösecik 19 Temmuz 2018 Perşembe, 06:42

" İnsana zarar veren şey, olanlar değil, onun bu olanlar hakkında düşündürdükleridir." demiştir Fransız düşünür Montaigne. Demek ki olanlar, yaşanılanlar hakkında ne düşündüğümüz tamamen bize bağlıdır. Klasiktir, ya bardağın boş olan kısmını görürsün yıkılırsın, ya da dolu kısmını görür ümitle dolarsın. Hangisi daha iyicedir diye sormaya gerek yoktur aslında. Görünen ortadadır.

   Zihin kendi başına,

   Cenneti cehennem, cehennemi de cennet kılabilirmiş. Bir büyük düşünürün ifade ettiği sözdür bu ve de isabetli bir sözdür.

Ünlü Napolyon, bir insanın sahip olabileceği her şeye başarıya, güce ve de zenginliğe sahipken, Azize Helena'ya:" Yaşamımda altı gün bile mutlu olamadım."demişti. İçler acısı, ibret alınası, herşeye sahip bir komutan ama huzur ve mutluluk uğramamış yanına.

 Sağır ve dilsiz Helen Keller, aynı zamanda gözleri de görmüyorken; "Hayatı öyle güzel buluyorum ki!" diyerek duygularını dile getirmişti zamanında. Muhteşem değil mi?

  Ne demek istediğimi anladınız sanırım. Kişi kendi huzurunu ancak ve de ancak kendi oluşturabilir. Güzel düşünür, güzel görür, ibret alır, sahip olamadıklarına değil olduklarına odaklanır. Her daim şükür halinde, verilenlerin alınmaması için dua halindedir. İşte o vakit huzur vaktidir, mutluluk kol gezer dört bir yanında.

   Öyle ki yanlış düşünceleri zihinden atmanın, vücudu urlar ve de apselerden temizlemekten daha önemli olduğunu söylemiştir bir büyük düşünür. Hem de tam on dokuz yüz yıl önce.

  Hayata tutunmanın zorlukları, sorunlarla yüzleşmek mutlaka insanda stres yapacaktır. Kişinin bu strese ne denli dayanıklı olduğu, zamanla ortaya çıkan hastalıklara göre de anlaşılabilir. Dedik ya başlarken, insana zarar veren olanlar değil onun bu olanlar hakkında düşündükleridir, diye.

 Eğer hareketlerimizi değiştirebilirsek duygularımız da değişecektir. Neşeli olmasan bile, eğer neşeliymiş gibi davranırsan, beyin buna ayak uydurmak ister ve bir süre sonra da neşelendiğini görürsün. Yani hareketleri değiştirdiğimizde bir süre sonra duygularımız da kendiliğinden değişecektir. İsterseniz deneyin ve de görün.

   Yüzünüze kocaman, içten gelen bir gülümseme kondurun. Derin bir soluk alın, burundan beş saniye sayarak almaya devam edin ve de aldığınız o kocaman muhteşem havayı ağızdan yavaşça yedi saniye sayarak verin. Her nefes alış verişte şükretmeyi de unutmayın lütfen. Eğer aldığımız nefesi veremeseydik ne olurdu? Kısacık bir an düşünürsek, ne muntazam bir mekanizma ile vücudun çalıştığını idrak edebilir insan. Muhteşem öyle değil mi?

  Çok geçmeden görürsünüz ki, içiniz kıpırdamaya başlar, sanki çok mutluymuş gibi davrandığınızda vücut da buna ayak uydurup dingin bir ruh haline bürünür.

  Bu dünya bizi sırtında taşımak için var edildi unutmayalım. Biz dünyayı omuzlarımıza alıp, sırtlanamayız. Pas demiri nasıl sessizce yerse stres de insanı o şekilde hırpalar, yer bitirir.

  Zaten dün geçmiştir, yarının gelebileceğini, o vakte erişebileceğimizi bilemiyoruz. Bizim şu AN var yaşadığımız. İçinde olduğumuz, belki mutlu belki de hüzünlü bir ruh haliyle yaşadığımız an.

 Her ne olursa olsun, insan bilmeli ki sürekli üzüntü iyi gelmez vücuduna da ruhuna da.

 Öyle olmalı ki kişi kendine her gün sesizce geçirebileceği bir yarım saat ayırmalıdır. Ve bu saatler ona ait olmalı ve rahatlamaya çalışmalıdır. Hayatın tüm bu koşturmacasının, hareketliliğin inadına dingin bir ruh haliyle düşünebilmelidir insan. İsterse dua edip Rabbiyle konuşur, isterse sadece öylece vücudunu gevşetir ve belki de uyur. Uyur gibi yapsa da, gerçekten uyusa da, zihnini bir beş on dakika bile olsa boşaltabilse huzuru yakalayabilecektir. Ne için bu dünyaya geldiğini, yaratılış gayesini, ağızların tadını bozan ölümü de düşünebilse, gün içinde en çok enerji çeken gözlerini rahatça oturduğu bir yerde, yumarak dinlendirse, o yarım saat içinde bedeninde olumlu değişiklikler meydana geldiğini zamanla farkeder insan.

Vücudumuzdaki enerji bölgelerini,  abdest aldığımızda harekete geçirebiliriz.

Sabah uyandığımızda başımızın tepe noktasından başlayıp bütün vücudumuzu hafif bastırarak sıvazlarsak eğer, akupunktur noktalarını da aktifleyebiliriz.

Ve sevmeyi tercih eder, kin, nefret, affedememe gibi duygulara yer vermezsek eğer hayatımızda daha sağlıklı ve de huzurlu olacağını bilmelidir insan.

İnsan surat asarken yetmişten fazla kas çalışır vücudunda oysa gülümserken on üç civarı. Yani daha az enerji harcar hayata gülebilen insan.

Denemeye değmez mi sizce?

   Hayata gülümseyerek, olumlu tarafından bakabilmek dileğiyle.

    Esen kalın...