Garip bir sevda hikâyesi...

Hatice Kösecik 09 Ağustos 2018 Perşembe, 07:30

Nasreddin Hoca'ya sormuşlar;

"Hocam evlilik nasıl gidiyor?"

Hocamız da anlatmış;

-Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçti. Ben söyledim hanım dinledi, ben konuştum o dinledi.

İkinci sene bizim hanım işi anladı, o söylemeye başladı. O söyledi ben dinledim, o söyledi ben dinledim.

"Peki hocam sonra ne oldu? Diyenlere de;

-Hiç sormayın demiş, sonraki yıllarda da ikimiz birlikte söyledik komşular dinledi...

Ah hocam ah! Siz o zamanlar duyulmaktan ar ederken gelin de şu andaki milletin durumuna bakalım. Biz konuşuyoruz, internetten alem duyuyor. Ne saygı dinliyoruz ne de sevgi. Kör olmuş gözlerimiz de yolumuzu bulamıyoruz sanki. Ailede edilen münakaşaları tüm dünya duyuyor da biz de seyreyliyoruz çekirdek çitleyerek. Bir dargın bir barışık gidiyor bu dünya...

Bir alışveriş merkezindeyim, devasa bir yer burası. Otuzlu yaşlarında bir çift çekiyor dikkatimi, sever görünüyorlar birbirlerini, ahenkli, mutlu, huzurlu, ellerinde alışveriş arabası reyonlar dolaşılıyor tek tek... Bir ara yanlarından geçiyorum sessizce, seven insanları önemsiyor ve de kutluyorum gönül dilimle. Benim elime alıp bıraktığım bir örtüyü gösteriyor eşine genç kadın. Ani bir hareketle, ne olduğuna bakmadan, nasıldır anlamadan 'her eve lazım hayatım.' diyerek sepete atıyor genç adam.

Belki maddi kaygısı yok, belki ne aldığına dikkat etmeden eşinin fikrine saygı duyan bir koca. Belki de sırf mutlu olsun sevdiği diye alan bir erkek. Canlı, neşeli sohbet, canım cicimli, aşkımlı konuşmalar. Gayri ihtiyari herkes tarafından duyulabilen tarzda, duymamak için kulaklarınızı tıkayıp da gezmeniz gereken boyutta. Yani özellikle izlenilen bir tablo değil, şenlikleriyle göz dolduran bir çift onlar.

Bir ara farklı yönlerde dolaştık sanırım, görüş alanımızda değillerdi bir yarım saat kadar. Günlük hayatın koşuşturması içinde, daha çok alışveriş yapılsın diye, daha rahat ortama ayak uydurulsun amacıyla, geri planda çalan müzik eşliğinde devam eden gerekli gereksiz sepete atmalar. Düşünmeden, sorgulamadan, ihtiyaç olup olmadığını hatırlayamadan yapılan alışveriş ortamı...

Tepedeki, yandaki, çevredeki ışıklar kuşatmış dört bir yanından insanları. Dinlenebilmek için mağaza gezmeye çıkan fakat baş ağrısıyla, göz ağrısıyla arkadaş olan insanlar, eğer boş boş sadece ömrümüzün sermayesinden yemekse amaç durup düşünmemiz lazım bu tipik yorgunluk halini.

Gerçekten ihtiyacım olduğu için mi alıyorum yoksa sırf almak için mi?

Kulakları sağır edecek tarzda tiz bir kadın sesi kapladı ortamı. Sanki etinden et, canından parça koparıyorlar da o denli ızdıraplı... Şangır şungur, artık nasıl çıkartabilirseniz bardakların kırılma sesini  eşlik ediyor insan sesine. Koşan bir mağaza görevlisi, 'yapmayın, atmayın, kırmayın lütfen.' diye rica minnet bir ses. Olayın gerçekleştiği yöne baktığımızda ne görelim? Demin eşinin gönlünü yapan, her eve lazım sloganıyla sormadan alan bonkör genç adam avazı çıktığı kadar bağırıyor daha yirmi dakika önce "canım" dediği, görünürde canını verdiği genç karısına.

Kadın ne mi yapıyor?

Züccaciye bölümündeki rafları indiriyor elinin tersiyle, hem de bağırarak hem de küfrederek...

İroni bu olsa gerek...

Ah Nasreddin Hocam ah, gel de gör sevenleri, seni komşular dinlerken şimdiki evleri dünya dinliyor, toplum dinliyor, AVM'ler çınlıyor, aşkla sevgiyle...

"İstemem" dedim içimden böylesi sahte ilgiyi, alakayı istemem. Ne etraf duysun bizi ne de görsün. Bıraksın varsın, eşimin eve getirdiği maydanozu çiçek diye kabul edeyim de koyayım kavanoza suya.

Ah Hocam ah, her şey göründüğü gibi olmuyor işte bak,

Daha demin birbirlerine aşk dolu sözler sarf edenler, ufak bir sıkıntıda deviriyorlar çamları...

Ne saklımız kaldı ne gizlimiz,

Ne kol kırıldı da yen içinde kaldı.

Aileler bir alem, sevgiler başka bir alem...

Boşuna dememişler; ya olduğun gibi görün

ya da göründüğün gibi ol diye...

Muhabbetle...