Ey İbrahim! Bunu senin Rabbin mi istedi?

Hatice Kösecik 23 Ağustos 2018 Perşembe, 08:09

Bir anne, masum yavrusuyla kendisini ıssız bir çölde, yolcu geçmez, kervan uğramaz bir yerde, Rabbimin emridir diye, yapayalnız bırakan ve bırakırken bile arkasına bile dönüp bakmadan giden kocasına seslendi;

   Ey İbrahim! Bunu senin Rabbin mi istedi?

   Ses yok. Verilecek cevap yok. Sükut...

O İbrahim ki; çok ama çok merhametli, müşfik, yumuşak huylu...

Lakin  Rabbimin emridir bu diye ardına bile bakamadı İbrahim Aleyhisselam.

Gidenin ardından bakan bir çift yaşlı göz ve de minik bebeği...

 Adım adım uzaklaşırken o peygamber,  yüreciği elvermez  de döner bakar da bırakamazsa sevdiklerini, canlarını, diye ardına bile bakamayan, güzel huylu naif bir peygamber.

O bir baba, hem de yıllarca bekledikten sonra en tazesinden bir baba...

Kocası usul usul uzaklaşmaktayken, ikinci bir nida daha yükseldi Hacer annemizin yüreciğinden.

Rabbimin emriyse bu, bizi burda asla perişan etmez, git ey İbrahim!..

Bu nasıl bir teslimiyettir ya Rab?

Bu teslimiyetten Zemzem suyu varoluş hikayesi başlıyordu. Ve de Hacer annemizin kocasına olan eşsiz itaati gözler önünde sergileniyordu. Ne müthiş....

Ne muhteşem bir teslimiyet ki; " Rabbim emrettiyse, benim bebeğimi zayi etmez!" dedi ve kabul etti henüz kundakta ki oğluyla çölde kalmayı sevgili, vefakar Hacer annemiz.

Veee bir annenin çırpınışları, bebeğine su bulabilmek için her iki tepeye de koşarak gidip gelmesi, hem Safa hem de Merve tepesine. Tam da yedi kere...

 Çaresizlerin Rabbiydi O, kimsesizlerin kimsesi, gariplerin hamisi...

 Belli bir süre çırpındı Annemiz Hacer, o sıcak çöl tepelerinde, tozla toprakla mücadele ederek. Tam da vazgeçmek üzereyken, bitti derken, bebesinin topuklarını vurduğu yerden fışkırdı mübarek su, Zemzem...

Öyle ki annemizdi o bizim, Hazreti İsmail'in o kutlu yavrunun da sevgili anneciği. Elbette ki o  annenin yetiştirdiği evlat da tıpki annesi gibi teslimiyetli evlat olurdu ve oldu da. Tarih gösterdi en özelinden, en duygulusundan...

O evlat ki;

"Rabbim Emrettiyse beni zayi etmez." Dedi ve kabul etti bir kayanın üzerine başını koyup da, babasının onu hakka kurban etmesini...

Tabi ki merhametli Rabbimiz yolladı elçisini, hem de bir koçla...

Teslimiyetin, itaatin meyvesini aldılar elbette ki Hacer ve oğul İsmail ve tabi ki de baba İbrahim...

    İşte o kutlu vakitlerde, mübarek zaman dilimindeyiz, hem de üçüncü güne eriştik çok şükür.

Rabbim vakti bayram hürmetine, sevdiklerimizle duygulu, samimi anılar biriktirmeyi nasip etsin hepimize.

 Bayramın anlamına varabilmeyi, yaşanmışlıkları idrak edebilmeyi  ve de örnek alabilmeyi nasip etsin yaratan diye ümit ediyoruz.

Şu andaki evliliklerde ki itaat geliverdi bir an akılma, yeni ev, kırmızı araba, yeni koltuk takımı almadın bana, takmadın parmağıma bilmem kaç kıratlık yüzük diye darılan, evini yuvasını terki diyar edip de yavrularını mahzun bırakan annelerimizi. Acaba kadınlarımız mı değişti, devir mi? Aynı ev, aynı yuva, insanoğlu aynı da, alım gücü mü fazla? Tüketim çılgınlığı, marka tutkusu, desinler diye yaşayan varlıklar mı olduk? Samimiyetimizi kapı ardına bırakıp da maske yüzler mi takındık? Sorular da çoğalır verilen cevaplar da...

Herşeyin bomboş olduğunu idrak edebilmeyi, önemli olanın farkına varabilmeyi diliyorum Rabbimden.

   Sevdiklerinizle huzurlu, mutlu, sağlıklı günlere hep beraber erişebilmeniz temennisiyle,

Ülkemde yaşanılan günlerin bayram tadında olabilmesi ümidiyle...

   Muhabbetiniz daim olsun efendim.