Evlilik fidanı

Hatice Kösecik 14 Şubat 2019 Perşembe, 07:00

Evliliklerinin ilk yılıydı. Evde hiç kavga eksik olmuyordu. Birbirlerini severek evlenen çift yolun başında bu işin daha fazla gitmeyeceğini düşünmeye başlamışlardı. Fazlaca yıpranmadan bir çare bulmaları gerekiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirirken adam eşine, "Aklıma bir fikir geldi." dedi. "Bahçeye bir fidan dikelim ve bu fidan üç ay içinde kurursa boşanalım. Yok eğer kurumazsa bu konuyu sonsuza dek kapatalım. "Bu ilginç fikir karısının da hoşuna gitti. Ertesi gün bahçeye bir meyve fidanı diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer kova vardı.

Duymuşsunuzdur bu hikayeciği, ufak tefek farklılıklarla belki de. Severek çıkılan yolun çakıl taşlarını böyle ayıklamışlar bizden daha eskiler. İnsan her daim insan. Şimdikiler de de ara sıra iletişim faciası yaşanıyor, neyse iletişim olsun da facialı olsun, sonu durulur ümidiyle bir örnek üzerinden gidelim istedim.

-Sofra hazır, çorbayı soğutma!

-Vantilatör mü var karşında, evin reisi var, niye soğutayım?

-Ahh, keşke, razıyım vantilatöre. Ama derin dondurucusun sen, hem de A sınıfı.

-Sen de güneş değilsin hani.

-Ben çok sıcak kanlıydım, evlilik beni soğuttu.

-Ne yani seni ben mi dondurdum?

-Tam da üstüne bastın, çek patini.

-Alınma ama senin annen, ablan, abinden daha donuk olamam ya. Bir tek rahmetli babacığın sıcacıkmış, onu da annenin soğukluğu dondurup, kalp krizinden yollamış öbür aleme.

-Şimdi benim ailemi niye karıştırdın ki? Asıl sen senin buz gibi olan annene bak.

Ayy!aklıma geldi işte bak,  anneni bütün Afrika ülkelerine yollasalar ısıtamazlar  yine de.

-Pes doğrusu, bir çorbadan nerelere geldin? Ailelerin günahına girmeyelim bir de. Zaten benim ki yeter bana. Sopsoğuk gıybet yüzünden ateşe düşmeyelim sakın. Sıcaklık istersen orada çoook!

-Kabul et Necati, soğuk adamsın işte, bir de donuk, bir de... Açtırma ağzımı benim.

-Tamam, tamam, kabul, sen haklısın. Şu çorbayı ısıt getir de içelim bari, içimiz ısınsın. Sen haklısın.

-Nedenmiş o? Ben bir kere getirdim, görevimi yaptım. Sıra sende. Git sen ısıt.

-Tamam ben de gider şu Urfa lokantasında ağız tadıyla sıcacık ekşili bir çorba içerim. Hem garson da çok güler yüzlü. Dibe vuran moralimi yükseltmeme yardım eder belki.

- Nereye yahu, ben de gelsem, bir kere de beni götürsen, hep sen kendin yiyorsun dışarıda. (Necati görmeden sessiz bir de tövbe çekti Nejla. Zira kocacığı ne yerse yedirirdi karıcığına. Doğruya da doğruydu hani.)

-Nee, lokantaya mı gideceksin bir de bu moralle? Benim gibi donuk bir adamla gelip buz keseceksin öyle mi? Vazgeçtim ben, evde içelim şu çorbayı...

-Ama bir şartla, sen ısıtacaksın çorbayı.

-Adama feleğini şaşırtırsın be Nejla, korkulur senden. Benim de bir şartım var ama. Şu soğuk soğuk gıybetini ettiğimiz akrabalarımızın iyilikleri için birer Fatiha okuyalım da bari onların içi ısınsın...

-Çok uyanıksın Necati. Hem çok  uyanık, aynı anda da soğuk. Ayy içim soğudu yine bak, fena oluyorum.

-Sen de öyle Nejla, sen de. Laf cambazısın yani.

- Helal olsun şimdiye dek içtiğin çorbalar Necati!

-Seninkiler de...

Buradaki de iletişimi bol, atışması bol, neyse ki alttan alanı olan bir aile. Helal olsun Necati'ye. Kabalaşmadan, şiddete başvurmadan, aileleri önce kendisi ortaya attığını belki fark edip de çark etti yanlışından. Helal olsun Necati'ye ki, gıybetten ürktü de insanı arkadan konuşmanın soğukluğu onu kendine getirdi. Çorbayı ısıtmayı da kabul etti. Yorgan gittiği gibi kavga da bitti.

Eee ama beraber dışarıda içselerdi ya çorbayı derseniz. Derim ki, ev yapımı mis gibi çorba varken dışarıdaki israftan olmaz mı? Artı, gerilen sinir telleriyle çıkmak da pek akıllaca olmayabilir bazen.

Öyle ya da böyle. İletişim olmalı, illa da olmalı. İletişim olmazsa  olmazı nitelikli beraberliğin. Kavga da olsa, fırtına da çıksa konuşmalı eşler. En değerlisine gülümseyerek bakabilmeli ki, incitmeden incinmeden devam edebilsin  yoluna.

Bize düşen kıssadan hisse dekulağınaküpe olsun; incitme sevdiğini,  incitme insanı...