Evli adamın mutluluğu

Hatice Kösecik 06 Eylül 2018 Perşembe, 06:51

" 34 yıllık evliyim, düğün videomuzu tersten oynattıkça inanın mest oluyorum...

En sevdiğim yer neresi mi?

Karım nikah yüzüğünü parmağından çıkarıyor, nikah salonundan geri geri gidip kapıda bir arabaya binip  caddelerde kaybolmuyor mu, keyiften çıldırıyorum!..."

Sessizlikte,

Bir başkasını da dinliyor kulaklarım.

Yaşlı adam elindeki telefonunu tamirciye götürür.

Tamirci:" Telefonunuz sağlam, herhangi bir sorunu yok."der.

Yaşlı adam gözyaşları içinde;" Telefon sağlamsa o zaman çocuklarım neden beni hiç aramıyorlar?"

Aynı anda başka bir gönülden geçenler takılıyor zihnime;

Evine bağlı, evinde olmayı seven bir Adamdı o. Cemal Süreyya.

Cemal Süreyya'nın eşi anlatıyor;

"Akşamları eve biraz geç gel yahu, bir erkek hiç dolaşmaz mı?" dedim. " Cemal ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. Sonraki gün ise tam altı buçuk... Normalde altıda gelirdi. Bir gün evin tozunu aldım ve pencereden tozlu bezi silkelemek için eğildim ki o, kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor."

Seyir halindeyim yine, yollardayım her zaman ki gibi. Durdum bir deniz kenarında. Barış Akarsu'nun heykeliyle karşılaştım Amasra'da. Elinde gitarı, denize karşı yapılmış, seyreyler gibi dünyayı... Dalmış derine gözleri... Bu genç insan, evine gelirken 2007 yılında elim bir kaza geçirir Amasra yolunda.  "Kalbinizdeki sevgiyi hiç eksik etmeyin. Çünkü sevgi her şeyin anahtarıdır.  Ve paylaştıkça çoğalır" diyen,  büyük küçük demeden yurdumun insanının sevdiği sevgili Barış Akarsu... Mekanın cennet olsun, sevgi ülkemizde her daim hayat bulsun inşallah. Sessiz, sedasız yaşamının ilk baharında belki demir aldın bu dünyadan, ama hedeflerin geride seni sevenlere kaldı... Sen sevgi istedin barış istedin, çok çok güzel bir hoş seda bıraktın geride. Ne mutlu sana, ne mutlu adından sevgiyle bahsedilene...

Ülkemden insan manzaraları...  Hiç de yabancı olmadığımız ifadeler. Evlendiği için pişman mı olan mı dersin, büyütüp adam ettim dediği evlatları aramayan ihtiyar baba mı dersin, evine düzenli geliyor diye eşine dışarıda biraz fazla kalmasını tavsiye eden hanım mı dersin. İstediğin örneği her türden görebilirsin yurdumun insanında.

İçindekini dışarı yansıtır insan. İçinde sevgi varsa o sızar kabından, huzuru yakalamışsa bir ucundan yansıtır çevresine. Nasıl mutlu olur ki insan? Severek mi sevilerek mi?...

Sevdiği, canım dediği insanla evlendikten sonra gözlerini tam açıp da kusurları gören mi mutlu olur yoksa hoş görüp insandır deyip güzel gören mi mutlu olur? Haklı olmak değil mutlu olmaksa amaç, birliğe adım attıktan sonra biz olabilmeli insan. Hoş görmeli yaradandan ötürü yaratılanı.

İncinmemeyi öğrenebilmeli incitmeden daha öncelikli...

Gözden kalbe doğru bir yol vardır.

Kalp büyük bir haz yaşadığında mutluluktan ağlar.

Kalp derin üzüntüler yaşadığında acıdan ağlar.

Kalp katılaştığında kalpten gözlere giden yolun akışı da durgunlaşır, tıkanır.

Gözyaşları kurur insanın.

Manevi yaşam solup gider, gözyaşı akmayan kişi duygusuz olur, merhamet yoksunu bir varlığa dönüşüverir zamanla.

Dediği gibi şairin:

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına.

Çünkü ömür dediğimiz şey,

Hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat,

Sunulmuş bir armağandır insana..."

Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.

Öyle ki yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.

Aşağı çekersin üşür omuzların, titrer ayazdan.

Ama yine de neşeli, hayat dolu, ümitli insanlar dizlerini karınlarına çeker ve

Rahat bir uyku uyumayı başarır...

Esen kalın...