Değerlerimize ne oldu

Hatice Kösecik 10 Aralık 2018 Pazartesi, 07:47

Evlerimiz büyüdü fakat ailelerimiz küçüldü.

Artık daha rahatız ama zamanımız az.

Öğrenim seviyemiz arttı fakat anlama yetimiz azaldı.

Daha fazla uzmanız fakat daha fazla sorunluyuz...

Diye devam edip gidiyor, Tibet'in ruhani lideri Dalai Lama'nın bugünleri anlatan şiiri.

Günümüzde değerler yer değiştirdi adeta. Yıpranan değerlerimiz insanın sürekli bir doyumsuzluk içinde sıkışıp kalmasına vesile oldu sanki. Evler bir alem, evlilikler bir başka alem. Çocuk dersen efendi olmuş tanımaz büyüğünü, saymayı bir kenara koyduk, sevmeye vakti bile yok dünyaya gelmesine vesile olanı... İnsan neyi çok ama çok severse putunu kendi elleriyle ortaya çıkarmış olur, başının üzerine de koyar ki gerçeği göremeyen gözü iyice bir sırlansın, iyice bir yumulsun...

Evlerinize bakın bir kere, şöyle bir göz ucuyla önce, sonra da hakikati görmek istercesine. Hani bir büyüğümüzü anlatırlar, vakti saatinin geldiğini hissetmiş de hüzünlenmiş, acı acı dökülmüş gözyaşları. "Neden ağlarsın, sen ki hiç kötülük görmedik biz senden, Rabbinin dediğinden Resulünün sözünden bir an bile ayrılmadın. Ağlayacak olan bizleriz, ya bize ne olur ki sen böyle ağlarsan?"

Bakmış, derin derin, içli içli, evine, bir göz odasına, demiş ki; "Hastalanmadan önceydi, ihtiyacım yoktu aslında, evdeki biraz eskidiydi, yeni bir ibrik almıştım, onun hesabını nasıl veririm?"

Ah yazık halimize, vah bizlere, vah ki ne vah...

Ey koca dünya, insanın terbiye edicisi olan dünya. Ne oldum değil ne olacağım derken, huzurla iyileşmeye çalışırken, yaşadığımız olaylarda kaybolmadan gerçeği görebilenlerden olabilirsek eğer, kurtarır mıyız acep birazcık da olsa paçamızı? Ne dersin, yaşamayı seviyoruz, hayatın muhteşem olduğunu, değerli olduğunu biliyoruz. Biliyoruz da söz tutamıyoruz işte, yine de bir batıp bir çıkıyoruz gün yüzüne. Sanki ters düz örgü örercesine, yaşamla dans edercesine. Öyle bir an geliyor ki aklın kapı aralıyor gerçeğe, boş her şey boş, mal da mülk de, para da, mevki de makam da boş... Diyorsun, sağlık olmadan, huzur olmadan, inanç olmadan tutunamıyorsun bir dala.

Ey nefsim, öyleyse nedir bu hırsın, kimedir bu sinirin, her ne varsa elinde bırakıp gideceksin gerçek sevdiğine, hırpalama kendini, üzme boş yere, kızma insana, affet ki affedemediğini, rahatla, serbest bırak seni rahatsız eden kötücül duygularını, RAHATLA! Derin bir nefes al, oksijenin, serin temiz havanın ciğerlerinde raks edişini dinle, bayramın olsun senin, rahatla, bak huzur yanında... Aç ona kapıyı, usulca giriversin yaşamına, huzurla iyileş, huzurla sakinleş...

Öyle ya, beklentisi çok yüksek olan, ağa olan, paşa olan, sözüm ona her şeyi olan kişiler, güne adeta o günden alacakları varmış kafasında uyanırlar. Bunun yanında değerlerini yitirmeyen, hayata geçirenler ise her günü kendilerine verilmiş bir hediye olarak görürler.

Aya gittik, füze attık fezaya, gökdelenler diktik, en uzak kıtaya ayak bastık da karşı caddeyi geçip komşuya "merhaba" diyemedik. Kapımızı çalana, evimizin temizliğini, eşyaların kalitesini görmeye gelmiş muamelesi yaptık mı bilemem ama giderek samimiyetimizi yitirdik. Kapı arkasına bıraktık, üstüne de sürgüyü çektik. Otur burada, sesini çıkarma dedik.  Kaçar olduk insandan, iki çift laf edemez hale geldik mi bilemem ama özellikle yol değiştirdiğimiz olmuştur. Ay çok işim var, ona da laf anlatamam dercesine...

Neden? Nasıl? Ne uğruna,

Bak işine be kardeşim, uğraşma başkalarının gizemleriyle. Çözmeye çalışırken onları düğümlenirsin kendin de haberin olmaz. Kimseye de hayrın dokunmaz. Evini doldurma temizlemeye çalışacağın ince detaylarla, avizelerle, fazla mobilyayla, hele hele de kullanmadığın eşyayı sokma evine, biri gelecekte senin en güzel odanda, en güzel takımlarınla oturacak diye kilitli kalmasın kapıların, kalmasın ki beynin de kilitlenmesin. Varsın pislensin, varsın eskisin, misafirin de otursun ama sen de otur. Onlar da yesin ama sen de çocukların da ye. En özel misafir sensin unutma, gittikten sonra bu misafirhaneden kim bilir kıyamadığın, kullanmadığın eşyaların ne hoyrat ellere kalacak? Eşyaya hizmet etmeden, israfa girmeden yaşam alanının tadına var, unutma insan yaşanılan yer de bir canlılık olur, sevimlilik hali gelir eşyaya. Soğuk, donuk, dokunulmamış olmaktansa yumuşacık yaşanılmışlıkların anısına sahip ol evinde...

Haydi vakit varken, silkelenelim hep beraber. Nasıl mı?

Kıymet bilerek, severek... Severken incitmeyerek, sevdiklerinin hala nefes alıyor oluşuna şükrederek. En yanındakine, değerline vakit varken sarıl, erteleme... Akşam eve gelince kapıyı sana açan olduğu için çok şanslı olduğunu unutmadan, hırsı, siniri, öfkeyi, seni tüm kötü yapanları koy bir kenara.

Önce sar sarmala kendini, yaralarını, sonra gülümse yaşama...