'Bu kabağın da bir sahibi var'

Hatice Kösecik 22 Ekim 2018 Pazartesi, 08:00

Geçen yazımızı 'Bu kabağın da bir sahibi var' diye bitirmiştik. Eleştiriden sözü oraya bağlamıştık, iyi ama kabak kim sahip kim?

Evvel zaman da bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü gösterişten uzak, varlıktan vazgeçecektir. Usule uygun hareket eder derviş, soluğu berber dükkanında alır.

"Vur usturayı berber efendi." der. Berber kazımaya başlar dervişin saçlarını, derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam da diğer tarafa usturayı vuracakken, hışımla bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak;

"Kalk bakalım kabak derviş, kalk da tıraşımızı olalım." diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, dövene elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Sesini çıkarmaz, kalkar usulca yerinden, geçer kenara. Berber mahcup fakat korkmuştur. Belli ki belalı, elinde silah astığı astık, kestiği kestik bir kabadayı. Kendini bilmez bir aciz... Ses çıkaramaz. Üzgün, suskun işine başlar. Kabadayı, koltuğa yerleşir, küstahça konuşmaya devam eder. Tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. " Kabak aşağı, kabak yukarı!" konuşur durur. Derviş suskun, bakar önüne, bir tarafı tıraşlı, bir tarafı saçlı... Nihayet biter tıraş, kabadayı çıkar dükkandan. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, geminden boşanmış bir at arabası peyda olur, yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkın, kalakalır yol ortasında. Kaçamaz bir yere. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Oracıkta can verir kabadayı, defteri dürülmüş, ömür saati son tik takını yapmıştır. Ölmüştür... Görenler basar çığlığı, eyvah! Berber ise şaşkın; bir manzaraya bakar bir de dervişe. Gayri ihtiyari sorar:

"Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?"

Derviş mahzun, derviş üzgün, derviş düşünceli, cevap verir:

"Vallahi gücenmemiştim ona, hakkımı da helal etmişim oysa. Gel gör ki bu kabağın da bir sahibi var, o gücenmiş olmalı!"

Hatta bir büyük bu hikayeyi dinlediğinde şöyle bir yorumda bulunur. Eğer o derviş efendi, kabadayıya kızdığını ifade edip, açıkça söylenseydi belki de kabadayının sonu bu şekilde olmazdı, kim bilir. Çünkü mazlum olduğu halde hiçbir şey söylememiş, susmuş, nefsine yenilmemiş, cevap vermemiş. İşin sonunu belli ki kabağın sahibine bırakmış. İbretlik...

Öyle ya kabağın da kelin de, körün de, mahzunun da bir sahibi var. Kimse canının istediğini yapamaz bir başkasına, ne olursa olsun. Yaratılmış her mahluk değerlidir, hele ki insan. En kıymetlisi de odur belki de, eşrefi mahlukat olan insan böbürlenmemeli, kibirle dost olmamalıdır. Edebe riayet edebilmeli, saygıda kusur etmemelidir. Her şeyden önce insan olabilmenin, insan kalabilmenin değerini anlayabilmelidir. Hepimize yeter olan bu dünyada, tüm insanların hakkı da var hukuku da. Kendini bilen insan önce çuvaldızı batırsın kendine, koysun fesini önüne de düşünsün. Ben kimim, neyim, ne için yaşıyorum diye.

La Fontaine'nin dediği gibi:" Ah, böyledir işte dünya;  hep küçükler yanar, büyükler azıtınca."

Durup düşünüp dert üretmek olmasın işimiz, severek, huzuru ve mutluluğu yanımızda hissederek, yaşamımıza anlam  vererek bu dünyadaki gölgeliğimizde vakit tamam olana dek hayranlıkla ikamet edebilmek olsun. Ne kimseden incinelim ne de incitelim kimseyi. Hayatta görmek istediğini görür insan. Eğer çirkinlik ararsa bol miktarda bulabilir. Amaç çevredeki insanlarda, işinde ve de genel olarak dünyada kusur bulmaksa, kesinlikle bu konuda başarılı olur. Oysaki olağan şeylerdeki olağanüstülüğü ararsa insan,  olayları bu şekilde görmeyi de öğrenebilir. Dünya'mızdaki mevcut olan olağanüstü uyumu, evrendeki oluşumların kusursuz birleşimini, doğanın muhteşem derecedeki güzelliğini ve insanın yaşamındaki inanılmaz mucizeyi görebiliyor musunuz? O halde doyasıya yaşıyorsunuz, her türlü olumsuzluğa, sıkıntıya rağmen görünenin ardına bakabilmeyi öğrenebilmişsiniz demektir. İşin sırrı niyettedir. Şükür edilecek, hayran olunacak o kadar çok şey var ki... Yaşam kıymetlidir, bize verilmiş en güzel armağandır.

Kıymet bilenlerden olabilmek dileğiyle...