Bir komik öykü

Hatice Kösecik 13 Ağustos 2018 Pazartesi, 07:07

Zamanın birinde köylü bir kadın yorucu bir iş günü sonrasında çiftlikteki erkeklerin önüne saman dolu tabaklar koymuş gayet nazikçe ve de ciddi.

Adamlar, " delirdin mi sen?" diye bağırdıklarında kadın, " ne oldu?" demiş.

"Fark etmediğinizi sanıyordum. Yirmi yıldır siz erkeklere yemek pişiriyordum ve bir gün bile sizden saman yemediğinizi belirten tek bir söz bile duymadım."

Harika değil mi? Bir insan takdir edilmek istediğini daha açık nasıl ifade edebilirdi dersiniz?

Bundan çok önce, 1950'li yıllarda bir araştırma yapılmış, yabancı bir ülkede. Konusu, evden kaçan evli kadınlarla ilgiliymiş. Genel kaçış sebebi ne bulunmuş biliyor musunuz?

"Takdir edilmeme"

Aynısı erkekler için de yapılsaydı farklı bir sonuç çıkmazdı sanırım.

Yanı başımızda olanı, hemen elimizin altında bulunanı, farkında olmasak da hayatımızı kolaylaştıranı göz ardı edebiliyoruz kolayca.

Öyle çok güveniyoruz ki kendimize ya da eşimize, onlara beğenilerimizi söylemeyi ve de takdir etmeyi unutabiliyoruz. Oysa bu şekilde davranmaya devam edersek evden kaçmasa bile hanımlar ya da beyler, iletişimi kesebilirler, içlerine atıp sabır adı altında susabilirler. Duygularını bastırıp, belki günlük işlerini yaparlar ama heves olmadıktan sonra, isteyerek olmadıktan sonra tat dökmez o evlilik.

Bu durum kadın için de erkek için de geçerlidir düşününce...

Günlük yaşantımızda övgüyü, onaylamayı, teşekkür etmeyi hep ihmal ederiz. Güzel bir yemek pişirdiğinde eşimize teşekkür etmeyi ihmal ederiz. Odalarını topladıkları için çocuklara sevgi dolu sözleri söylemeyi ihmal ederiz.

Eşimiz eve her gün düzenli olarak geldiğinde, akşam yemeklerini ailece yiyebildiğimiz için onu takdir ettiğimizi söylemeyebiliriz.

Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün biliyorsunuz.

Genel olarak yaptığımız ve de ihmal ettiğimiz şey, yapılan güzellikleri, küçük gibi görünse de yaşantımızı idame etmemizi sağlayan hareketleri sanki hakkımızmış gibi görüp de bir teşekkürü çok görmemiz.

Eşimizin hazırladığı yemekleri, yıkadığı çamaşırı, topladığı evi, düzenlediği mutfağı, çocukların neşesini hep hakkımız gibi görüp de sürekli olmasını arzu ederiz. Eee öyle ya, bu çarkı birinin döndürmesi gerek, birinin taşın altına elini sokması da gerek. Bu fedakâr genelde erkek mi kadın mı olur ortama göre değişebilir elbette. Bizce burada önemli olan, sevgi ve de muhabbetle devam edebileceğimiz yaşam alanlarımızda, birbirinden övgüyü esirgemeyen insanların bulunması, kaybetmeden önce değer bilmek anlayışını hayatımıza geçirebilmek.

İnsanları inciterek onları değiştiremeyiz, "marifet iltifata tabiidir" diyen yazarın sözünün ne denli doğru olduğunu unutmadan devam etmeliyiz hayatımıza.

Yirmi yıldır güzel yemekler yapan köylü kadın bir kere bile, bir övgü, teşekkür sözü, beğeni alsaydı, saman koymazdı elbette tabaklara. Canına tak etmiş ki böyle esprili bir yaklaşımla ders vermiş erkeklere...

Eski bir özdeyiş derki;

Bu yoldan ancak bir kere geçebilirim. Bu nedenle yapmak istediğim iyi işleri veya insanlara yapacağım iyilikleri şimdi yapmalıyım. Ertelememeli veya ihmal etmemeliyim, çünkü bir daha bu yoldan geçmeyeceğim.

Hayatımızda incitmeyen bir insan olarak devam edebilmek ne denli özel bir yetenekse, incinmemek de ondan bir tık daha yükseklerdeymiş meğer unutmayalım.

Yüzünüzden gülümseme,

Yaşamınızdan zarafet eksik olmasın dileklerimle...