Bir ben var benden içeri...

Hatice Kösecik 21 Ocak 2019 Pazartesi, 07:20

İki haftada tüm kilolarınızdan kurtulun, bir ayda on kilo vermek istemez misiniz? Bu yöntemle kilo vermek çok kolay...

İstediğimiz kadar çoğaltabiliriz bu ifadeleri, vaatleri. Ama kimse de demez ki nasıl sağlıklı kalıp yıllarca aldığın kiloyu bir çırpıda bir ayda verebilirsin?

Sen gel otuz kırk yaşına, ye durmadan ye, nedir ne değildir bakmadan, içinde yazan maddeleri okumadan yok süt dilimiymiş yok çıtır bisküviymiş yok yeşil diyetmiş gibi gibi gibi...

Hormon alıp da kilo alanları ya da hastalık sebebiyle ilaç sonucu alınan kilolardan söz etmiyorum. Burada ifade etmek istediğim, ömür boyu aldığı, üzerine koyduğu kilolardan bir çırpıda aynen sihirli değnekmiş misali kurtulacak yollar arayanlara ve bu yolda kandırılanlara...

Bile bile lades olup, kendini bir iki ay avutan ve sonrasında depresyona girenlere...

İnsan ne yerse odur, insanın boğazından ne girerse vücuduna, bağırsağına sağlıklı ya da sağlıksız sonucuna katlanacak olan da odur. İnsan yer ve kendi sağlığına katkıda bulunur, bağırsak florasını da belirler. Öyle ki yediğimiz içtiğimiz her şey sonunda yol su elektrik olarak geri döner bize. Ama iyi ama olumlu, ama kötü...

Aklımızda öncelikle yer etmesi gerekeni aktarmak asıl amacım. Vücudumuzda yalnız değiliz, öncelikle bilelim bunu. İnsan; öyle ya da böyle, içinde 30 trilyon canlı hücrenin bir arada yaşadığı dev bir organizmadır. Oysa son dönemlerde bir de 'mikrobiyata' denilen bir kavram çıktı ortaya. Çok çok uzun mesele bu. Ama şu var ki kısaca söyleyeyim bağırsaklarımızın hayatımızdaki önemi daha çok vurgulanır oldu son zamanlarda. Kimsecikler görmese de bir sürü mikroorganizma ile beraber yaşıyoruz vücudumuzda ve bağırsakların adı da 'ikinci beyin' oldu bu arada. Tıp dersi değil amacım, sadece farkındalık...

Ağzımıza aldığımız küçücük bir lokmanın bile nelere muktedir olabileceğini iyi düşünmek gerekir.

Zaman zaman bana zayıflamakta zorlandığını söyleyen hastalarıma sorarım;" yaş pasta yiyor musun, kete poğaça börek kızartma yapar ve yer misin? Saat kaçta yersin?" gibi. Eee hiç mi yemeyelim bunları dediğinizi duyar gibiyim. Bir şeyi kafanıza koydunuz ve yapmak istiyorsanız öncelikle kararınıza sadık kalmalısınız derim. Elbette yendiği zamanlar olacaktır, sürekli yerken pat diye bırakmayabilir kişi. Ama öncelikle yediği saati ayarlamak gerekir ki, bu da akşam saat yediden sonra çiğneme kasını çalıştırmamak üzerinde sebat etmek demektir.  Konu çok uzun, detaylı, zayıflamak yıllarca çalışılan fakat başarılamayan bir olgu. Dedik ya ne yersen osun, ne kadar yersen fakat enerji harcamazsan haliyle kalır vücudunda. Kremalı bol çikolatalı pastadan bir dilim alıyorsun ve hazla yiyorsun, hele de gece yiyorsan eğer, o dilim bir otuz yıl kadar basen de ve kalça da kalacaktır zevkle. Bakın bu bu bilgi bile sevgili nöronlarımızda kalsa, pasta yerken ikinci bir dilim istemeyebiliriz. Farkındalık oluştuğu anda gerisi gelecektir. Öncelikle bağırsaklarımızın iyi çalıştığından emin olmalı, düzenli ve de yeterli suyu içebilmeli, sağlıklı olanı tercih edebilmeli, ne kadar işlendiyse bir yiyeceğin o kadar zararlı olduğunu unutmamalıyız. Gerisi gelecektir, ümitsizliğe yer yoktur lugatımızda. İnsan huzuru da mutluluğu da depresyonu da davet edebilir kendi yaşamına. Tabi ki bunda yediği içtiği de etkendir, hem de başrolde severek oynayan bir etken.

Yiyecek konusu uzun demiştim, biz Türk Milleti severiz güzel tatları. Ama abartmadan, ama usulünce, ama yeterince olursa daha da güzel olacaktır inanın. İnsan ki,  fazla kilolarından, egosundan ve de çevresindeki ilgisiz sorumsuz insanlardan kurtulursa rahatlayacaktır.

Unutmayın bir ben var benden içeri...

Esen kalın.