Bir ay içinde öleceksin zaten

Hatice Kösecik 21 Şubat 2019 Perşembe, 07:27

Vaktin birinde evinde huzuru olmayan adam, sevip saydığı, akıl danıştığı, hocası olarak gördüğü bir büyüğün yanına gider. Evinde hanımıyla artık hiç geçinemediğini, çoluk çocuğa mahcup olduğunu, hanımı ne söylerse söylesin hemen tersini söylediğini, gerisini düşünmeden muhalefet ettiğini ifade eder. "Aman hocam, yardım et, bizim gemi batıyor."

Güngörmüş zat, dikkatle dinler ve der ki; "Bir ay içinde öleceksin zaten, düşündüğün şeye bak." Adam şaşkın, zaten günaha girdiğini düşünüyordur, eşine sert çıkıp cevap verdiği için iyi hissetmiyordur. Kadın kalbi de incedir, kırılıverir, bazen haklı bile olsan işin içinden çıkamazken, ayrılmayı düşünürken, şimdi de altıncı hissine güvendiği büyüğü, demek ki öleceğini anlamıştır.

Eyvah! Dedi genç adam.  Evine döndü, o günden sonra hem saydı hem de iyi davrandı karısına. Eeee kavga bitti yani. Lokum gibi adam oldu tabiri caizse. Lakin hanım şaşkın, anlamaz halde. Deniyor bir yandan kavgayı, olsun gibilerden,  alışmış bir kere. Cevap yok, muhalefet yok,"haklısın hanım, hallederiz hanım"  diyen bir erkek var karşısında. Hasta mı diye önce endişe ediyor, korkuyor. Bir ağız tadıyla kavga bile edemez olduk, ne oldu buna diye eşine dostuna soruyor. Nafile. İyi adam, iyi aile babası. Bununla da kavga edilmez ki diyip vazgeçiyor hanım da. Ortalık süt liman anlayacağınız.

Zaman ilerliyor, bir ay doluyor. Bekliyor adam ölmeyi. İnandı ya bu zata. Belki yanlış hesapladım diye bir iki gün daha bekliyor, ama sapasağlam, hayatta ve de huzurlu.

Geri gidiyor soruyor vaktiyle akıl danıştığına. "Efendim, hüküm mü değişti?"

Şöyle bir bakıyor danıştığı. Kılık kıyafet tamam, göz çukurları normal, gözler canlı. Vaziyet iyi. "Kavga ne oldu?" diyor. "Efendim o günden beri hiç yok."

"Boşanma ne oldu?"

"Ne boşanması efendim, ölecek olan boşanır mı?"

Desene ki tedavi oldun. Çünkü kavga iki diri arasında olur. Biri ölürse kavga da biter. İkisi de ölse AŞK olur. Ama ben eşine bir şey diyemem. Demek ki sen öldün, iş bitti, kavga da gitti. Boşanma da yok, geçmiş olsun. Benim sana dediğime gelince, ne dedim ben sana? Bir ay içinde öleceksin dedim. Vallahi de doğruyu söyledim, hangi ay içinde bilmiyorum ama...

Muhteşem değil mi? Ölmeden önce ölmeyi latif bir dille anlatıvermiş. Anlayana sivrisinek bile fazla gelir. Bunu bile hatırımızda tutsak ve de desek ki: " Abi, on iki ay var ve ben bu ayların birinde öleceğim. Ne gerek var eşimle, dostumla kavgaya gürültüye."

Topluma uygulasak da seyreylesek bir kere. Herkes bir ay içinde öleceğini bilse de ona göre davransa. Uyumlu, halim selim, na muhalefet. Bizzat edep, illa edep, edep ya hu dese. Ama sahiden dese.  Sıkıntı kalır mı acep o zaman?

Henüz gencim, ölüm gelmez bana diye düşünen niceleri girdi toprağın sıcaklığına! Daha dün okul arkadaşım, doğum gününde veda etti çocuklarına. Lakin eşine yine de kırgın, gönlü kırık, ama suskun gitti. İfade etmeden, beni yaraladın son demlerimde demeden, sanki yalanını fark etmemiş gibi davranarak gitti. İlahi adalette mahkeme kuruluncaya dek lal oldu dilleri de,  öylece sessiz gitti. İçindeki çırpınışları, hüznü gizleyerek, kol kırılır da  yen içinde kalır diyerek gitti...

İnsan;  en şerefli varlık. En değerli mahlûkat. Neden geçinemiyoruz ki birbirimizle? Neyi paylaşmadığımızın farkına vardık mı? Savaşlar eksik olmuyor, kan dökülüyor hiç uğruna. Çoook severken düşman oluyor, eşe dosta sırt çevirip yola devam ediyoruz. Yola çıktıklarımızla değil de yolda bulduklarımızla devam ediyoruz çoğu kez.

İletişimin kıymetini henüz çözemedik vesselam. Ama iğnesiz iletişimin...

Eğitimin, sevginin, nitelikli iletişimin hayalini kuruyorum. Öğrenmemiz gereken ilk dilin 'tatlı dil'olduğunun farkına varabileceğimizi biliyorum. Derin bir nefes çekip, 'yaşamın olduğu yerde umut da vardır' diyerek susuyorum...