Beyin ne verilirse onu alır

Hatice Kösecik 11 Nisan 2019 Perşembe, 07:02

Küçük kız özenle annesine yardım ediyordu. Henüz yedi yaşındaydı ve masayı kuruyor, tabakları taşıyor, çatal bıçakları tabakların yanına dizebiliyordu.  Dudağının kenarındaki küçük kıvrım onun ne denli mutlu olduğunu gösteriyordu. Eline cam sürahiyi aldığında akşam babasına, annesine nasıl da yardımcı olduğunu anlattığı tablo canlanmıştı gözünde. Çok mutluydu hem de çoook.

Oda kapısının hızla açılmasıyla irkildi, bırakıverdi elindeki dolu sürahiyi. Camın taş zemine düşerken çıkarttığı sesle kendine geldi, "eyvah, yandım" dedi.

Kafasını kaldırdığında annesinin çılgınca bağırdığını ancak idrak edebildi.

"Sen ne kadar sakar bir kızsın, dikkat etsene. Hiçbir iş gelmez mi senin elinden. Hem sakar hem de beceriksiz. Beğendin mi yaptığını, en sevdiğim sürahimi kırdın, safi zararsın sen. Ayşe'nin annesi kızım her gün sofrayı kuruyor, topluyor diye hava atıyor. Elinden her iş geliyor, ya sen? Sadece kır, dök, faydan dokunmasın. Git odana, gözüm görmesin seni."

"Ahh" dedi küçük kız, içinden ağlayarak, gözyaşlarını gönlüne akıtarak. "Hiçbir işe yaramıyorum işte.  Çok sakarım çok, hem de beceriksiz. Bir sürü de iş çıkartıyorum, oysa sadece yardım etmek istemiştim. "Sessizce, olanca kırılmışlığıyla gitti odasına. Henüz yedi yaşındaydı, daha çok küçüktü. Kırılmıştı, yanlış bir de kanıya kapılmıştı ve de kabul etmişti. Beceriksizdi, artı birde sakardı...

Nasıl bu kanıya varmıştı ki. Ne çabuk da kabul etmişti. Oysa yardım etmekti amacı.

Zira her evde yaşanabilecek küçük bir kaza sonrası önce annesi ne kadar sakar olduğunu söylemiş, sonra da küçük kız bu bilgiyi alıp onaylamıştı. Beceriksizdi o, işe yaramazdı...

Aslında bu yaşanılan durum, her evde olabilen, doğal bir durumdu. Böyle kazalar olabilirdi, isteyerek yapmamıştı. Fakat daha önce yaşadıkları da, annesinin söylemleri de onun hem sakar hem beceriksiz olduğuna inanmasını sağlamıştı. Dolayısıyla küçük kız için belki de ömür boyu sürecek kötü programlama böyle yapılmıştı, hem de olumsuz yönde.

İnsan beyni kendine ne verirsen onu alıyordu çünkü. Küçük kız, belki özünde anne babasıyla çok güzel ve anlamlı günler geçiriyordu ama bir kriz döneminde istemeden söylenilenler, ağızdan çıkarken kulağın duyamadıkları onun bazı genellemeler yapmasını sağlıyordu.

Yetişkinlerin küçüklere anlattıkları şeyler çocukken üzerimizde müthiş etki yapar. Çocuk beyni alır, bakar ve kabul eder. Çevremizde olan biten şeylerin çoğu hakkında neye inanacağımızı ve de kendimizle ilgili inanmaya başladığımız hemen herşeyi şekillendirir. Annesi küçük çocuğu için - çok yaramaz bizi çok üzüyor, fazla hareketli, onunla dışarı çıkmak endişe verici, hiç iştahı yok gibi şikâyetlerini anlatırken, küçük insan yavrusu belki elindeki arabayı kuma gömüyor gibi görünebilir. Oysa onun asıl yaptığı,  annesinin kendini etiketlediği bütün konuşmayı bir fotoğraf karesi şeklinde beyninin küçük kıvrımlarına gömmektir.  Zamanı gelince o anneye yol su elektrik olarak geri dönecektir bu bilgiler.  Ve de bu şekilde etiketlenen küçük birey eğer kendini fark edip doğru programlamayı beynine sunmazsa, hayatı boyunca o etiketlerin tesirini üzerinde taşıyacaktır.

Neden mi?

Sorunların biriktirildiği, temelinin atıldığı dönemlerden biridir çünkü çocukluk. İnançların başladığı zamandır tam da o zaman. Korkuların,  travmaların, sevginin, özlemin, kendi kimliğinin kök salmaya başladığı zamandır çocukluk. İşte bu ilk çağlarda birey kendisinin kurgulanmış bir resmini çizer, ister gerçeği yansıtsın ister yansıtmasın.

Tecrübeler, başkalarından duyup kabul edilenler ve kendi kendimize söylediklerimiz bizi bu güne getiren zihinsel proğramımızın kaynağıdır. Olumlu ya da olumsuz programlardır bunlar.

Olumsuz bir programla yaşamak kim ister ki?

Kendimizi anlamaya özen göstererek en uygun formatı atabilmek dileğiyle...