Bazıları şifadır bazılarına...

Hatice Kösecik 20 Aralık 2018 Perşembe, 08:15

"Kızınız gözlerime bakmıyor ve beni sevmiyor. Bu kadar zeki bir çocuk neden konuşmuyor, hep tuvalete gidiyor, bir sıkıntı var, eski öğretmenlerini değil beni sevmeli."

Okuldan çağrılmıştı Doktor Esin, kızı için konuşmak istemişti sınıf öğretmeni. Kızı Elvan altıncı sınıftaydı, sesiz sakin bir çocuktu kızı. Ama öğretmenin de bu sözleri söyleyeceğini hiç hayal etmemişti. Belki çok konuşmazdı Elvan ama yetenekli bir çocuktu ve de başarılıydı. Son günlerde bir durgunluk seziyordu kızında, zaten öğretmen çağırmasa da okula gelmeye niyet etmişti anne. Bu çağda çocukların akran zorbalığı yaşadığını, içine kapanabildiğini, kendini bulmaya çalıştığını biliyordu. Hekimdi, ama her şeyden önce anneydi o. Hissederdi.

Kızının beşinci sınıfta kendini bilmez bir kız öğrenci tarafından sürekli olarak eleştiriye maruz kaldığını öğrenmiş, üzülmüştü. Tek dileği Elvanının bu sıkıntılı durumdan en az zararla çıkabilmesiydi.

Elvan, kıskanan bir kız tarafından akran zorbalığına maruz kalmıştı. Sürekli kendisine 'çok çirkinsin, patates gibi bir burnun var.' Demişti o çocuk. Ve Elvan bunu sineye çekmiş, iyice içine kapanmıştı. Annesi ancak okula gidip neler oluyor diye gözlediğinde çocukların söylemesiyle anlayabilmişti kızının düştüğü durumu. Meğer ne kadar güçlüymüş Elvan, susmuş, korkmuş, kimseye bir şey söylememesi gerektiğini düşünmüş, sineye çekmişti. Tehdit edilmişti.

İşte şimdi de bu öğretmen hanım, Elvan'ın dediği üzere kendini psikolog zannediyordu. Güya iyilik yaparken, onun rotasına girmeyen Elvan gibi çocukları farkında olmadan hırpalıyordu, öğretmenlik mi yapmaya çalışıyordu yoksa kapalı sınıflarda seans mı? Kendini tatmin etmek için yaptığı davranışlar, etiketlemeler, bazı çocuklarda onulmaz hatalara sebep oluyordu. Öğretmen fen bilgisi öğretmeniydi lakin sınıfındaki çocukların kişilik bozukluğuna tanı koyuyordu! İnsafsızca, belki farkında değildi ama çocukların kendini savunma sistemlerini harekete geçiriyordu. Bazıları, Elvan da bunlardan biriydi, konuşmak istemiyordu, içindekini dökmek istemiyordu. Çünkü kendini yakın bulmuyor, öğretmenin samimiyetine inanamıyordu. Çocuktu onlar, masumdu, katıksız koşulsuz şartsız sevgiyi hissederdi...

"Anne demişti Elvan, ders boyunca gözlerini üzerime dikiyor, ders bitince ben de ondan kaçmak için tuvalete gidiyorum. O da bütün katları dolaşıp, sürekli sesleniyor bana. Ha bir de tok tok diye o ayakkabısının sesi yok mu, işte o beynime işliyor, kurtar beni anne, ilgilenmesin benimle. 'Bana bak gözlerime ve neden benimle konuşmadığını ama eski öğretmeninle konuştuğunu söyle. Ve bana yaşadıklarını anlat' diyip kolumdan tutup öğretmen odasına götürüyor. Anne lütfen beni bu kadından kurtar, o beni sevmiyor sadece kendini tatmin ediyor."

Egosunu tatmin etmeye çalışan, her işe ama kendi branşı olmayan işe burnunu sokan bir anneydi öğretmen hanım. O da üç kız annesiydi ve ikna olmayan bir tipti. Dr Esin, kızını bu dönemde rahat bırakmasını, herhangi bir sıkıntı olmadığını, Elvan'ın kendini korumak amacıyla ondan uzaklaştığını, buna rağmen derslerinin hala iyi olduğunu söyledi. İnsan olan anlamalıydı, bir söz yetmeliydi, hele de eğitimci insana. Oysa ısrarla devam eden öğretmen hanım, peşini bırakmadı çocuğun ve de velinin. Her gün arayıp, tuvaletten çıkmadığını söyledi, 'sizin kızınızda bir tuhaflık var, diyordu. Başka doktor arkadaşları devreye girdi, sıkıntı yok demelerine rağmen durmadı öğretmen. Seans amaçlı ders çıkışı çocuğun kolundan tutup zorla götürüyordu bir odaya, konuş benimle neyin var diye. Oysa bilmediği bir şey vardı ki, yaranın üzerine ne kadar gidersen o kadar kanatırsın, olmayan bir şeyi olmuş gibi gösteremezsin. Vakti geldi çok bunaldı aile, çok sevdiği cevval bir dostuyla, Elvan'ın da çok sevdiği bir teyzesiyle gitti müdüre. Çağırdılar öğretmen hanımı, dinledi müdür ve inanamayacaksınız ama dedi ki; " Hocam, bu aile çok göz önünde. Çocuk çok zeki, fakat beni sevmiyor. Bence onlarda nazar var, anne baba doktor. Bir de büyü yapıldığını düşünüyorum!"

İster inanın ister inanmayın, şok olan bir aile, bu düşünceye katılan ve öğretmenini onaylayan bir müdür. Gördüler ki aile, ne deseler kar etmezdi onlara, gözleri kör olmuştu ve bu konuşma bir okulda gerçekleşiyordu. Sonuç ne mi oldu, okulu yarım dönem bırakan Elvan dışarıdan sınavlara katıldı, çok zorlu süreçlerden geçti. Ama çok cesurdu o, şimdileri yaralarını sarmaya çalışıyor. Anne baba şaşkındı, bu devirde olamaz denilenler de oluyordu demek ki. İnsan aklıselim davranabilmeli, bazen bir olayın üzerine fazladan gitmeden akışa bırakabilmeli. Belki Elvan toparladı ama ya başka Elvanlar, ya bu kadar güçlü olamazlarsa? Burada ki kişilik bozukluğuna bizzat tanık oldum, esefle olayı izledim. İnsanlar ehil olmadıkları konuları ehline bıraksın lütfen ve öyle şifa olsunlar birbirlerine.

Bazı insanlar vardır şifadır bazılarına,

Bazılarıysa hüzün getirir.

Şifanız bol olsun efendim...