Bambu misali

Hatice Kösecik 07 Mart 2019 Perşembe, 07:01

Ağaç elmalarla o kadar yüklüydü ki, rüzgâr estiğinde dalları bile sallanmıyordu.

"Neden hiç sesini çıkarmıyorsun! Ne de olsa her birimiz fark edilmeyi hak edecek kadar mağruruz!" dedi bambu.

"Ses yapmama gerek yoktur!" diye cevap verdi ağaç.

"Meyvelerim benim en büyük reklamım."

Bambu da sessiz sedasız geçirdiği bir beş yıl sonra yüzeye çıkmanın, boy atmanın belki de sabrın mükafatını yaşar da, kim bilir ondandır bu mağrurluğu...

Tıpkı ailelerin çocuklarını zarafetle büyüttüğü gibi, tıpkı öğretmenlerin sabırla beslediği öğrencileri gibi...

Eyyy ağaç sen sessiz sedasız elmalarını verirsin de görmez mi insan? Sen her yıl verirsin de meyvelerini, sabrın timsali bambu ağacı da tohumu dikildikten sonra bekler bir beş yıl. Ekilir gübrelenir birinci yıl, güneşlenir, göstermez kendini. İkinci yıl da aynı işlem, yine ses vermez derinlerden bambu. Üçüncü yıl, sabırla yine gübresi verilir, sulanır, güneş alır bolca. Ses yoktur tohumdan yine. Dördüncü yıla gelinir, ses verir mi acep? Aynı işlemlerden geçer tohumcuk ve bekler zamanını. Sabırdadır marifet, bilir onu sulayan sahibi. Beşinci yıla gelir, sulanır, gübrelenir bambu, veee vakit tamamdır artık. Yol görünür ona da, görecektir şu dünya dediklerini. Çıkar büyük bir hevesle. İşte o andan itibaren başlar bizim küçük bambunun dünya sevdası. Sadece altı hafta gibi zamanda olur yirmi altı metre civarı. Muhteşem değil mi? Bir minik bambu tohumu, bekliyor tam beş yıl. Sanki kuluçka dönemi yaşıyor toprağın altında. Ama hiç eksik edilmiyor ne suyu ne de besini. Sabırla beklenirken bambu, özenle de korunuyor toprağın altında. Tam yirmi altı metreye sanır mısınız ki altı haftada geldi. O bekledi, bekledi, gününün gelmesini, tam bir bambu olabilmek için bütün gücünü topladı. Tam beş yılda. Neden? Fıtratı başkaydı çünkü onun, yanındaki elma ağacından, yolu başkaydı. Özenle sabırla büyütüldü belki de ondandı bu mağrur tavrı...

Olumlu enerjiye, sabıra, sevgiyle verilen emeğe iyi örnektir bambular. Nasıl ki çocuklara özenle  yaklaşılır,bir değil birkaç kere anlatmak gereken durumlar olur da kızmazsa  büyükleri,  sonucu mükemmel olacaktır tıpkı bambunun ahvali gibi...

Yoldan geçen iki üç yaş çocuklara bakarım hep. İlla da kendi yürüyecektir, ya da parkta oynarken izlerim. Eğer düşerse çocuk, bazen annesi de bir tane patlatır önce sonra bakar çocuğuna. Oysa ilgi bekler çocuk, canı yanmıştır, korkmuştur, üzerine bir de azar işitmiştir. Tek beklentisi acıyan yerinin annesi tarafından öpülmesidir. Dikkat edin, otobüste, yolda, markette. Anne ve çocuk varsa ve çocuk biraz zorlarsa büyüğünü, her an çimdiklenebilir. Biraz pişkince bir çocuksa eğer; " Ya anne ne yaptım ya, niye sıkıyorsun kolumu?" der ve ardından bir kere daha çimdiklenir. Bunları çoğumuz biliyoruz ne var ki bunda? Bilmediğimiz ne var biliyor musunuz? Üzülen çocuk kalbi var, kırılan küçük kalbi var, örselenen çocuk ruhu var, var da var...

Geçen gün okuldan aldığım küçük oğlum, pek üzgündü. Eve gelip biraz zaman geçince, yanıma gelip dedi ki;" Anne, matematik öğretmenim kafasız dedi bana bugün. Yanımdaki arkadaşım silgi istedi, ben de verirken konuştum sandı. Zaten sen boşboğazın da tekisin dedi. Ama çok şükür ki soytarı demedi." Soytarı? Kafasız? Biraz araştırma yapınca, sevgili öğretmenimizin genel tavrının, üslubunun bu tarz olduğunu esefle gördüm. Kızdığında sarf ettiği kelimelerle matematikten çocukları nasıl da korkutup soğuttuğunu ve travma yaşayan taze beyinleri fark edemiyordu anlaşılan. Oysa kırılan çocuk kalbi unutmazdı, onlar bir bambu tohumu misali özenle beslenirse eğer, dikiş tutardı. İyi adam olma yolunda ilerlerdi.

Ne acıdır ki ruhumuza aldığımız yaralar dikiş tutmaz, kırılan çocuk kalbi unutamazdı. Yıllar geçse de ne o öğretmenini, ne acı söylemini, ne de sevemediği matematik dersini...

Çoook fırın ekmek yemeliyiz efendim bizler çok ki, olumlu iletişimi öğrenebilelim.

Yeri geldi mi kılıçtan keskince olan dilimizi hem büyükler hem çocuklar olarak dosdoğru kullanabilelim.

Temelimiz sağlam olsun ki bambu misali, ışığımız sönmesin, çocuk kalbi kırılmasın...

Kalbin kalbiyle gören gözler ümidini yitirmesin...