Bakın ben ne yiyorum ???

Hatice Kösecik 17 Eylül 2018 Pazartesi, 06:30

Çekiyorum çekiyorum çektimmm...

Ortada mükellef bir sofra. Belki lüks bir otelin restoranında belki de bir tatil de belli bir mekanda.

Merak etmiyorum, etmek de istemiyorum zaten. Altına baksan öğrenirsin nedir ne değildir, kiminle ya da kimsiz gitmiş diye. Gitmiş ya, gidip de duyurmuş ya sosyal medyada ne denli mutluluk vericidir acaba bilemedim.

Eee kardeşim madem gidiyorsun, gidebiliyorsun da bu ülkemizin sıkıntıda olduğu zamanlarda, işverenin işçinin ağladığı, ortamımız bir düzelse hele diye düşündüğü, üreticinin, çiftçinin ter döktüğü zamanlarda.

    Tabi ki gidersin, dinlenmeni, tatilini yaparsın da...

Bunu allandıra ballandıra, yediğini içtiğini tüm dünyaya göstermek istercesine, her ne yaptıysan kaydetmek zorunda isen  bile, meydana dökmek durumunda değilsin. Seni buna ne mecbur eder,  şu andaki durumunu bilemem ama tek bildiğim şudur ki;

    Bizim büyük büyüklerimiz, pazardan aldığımız görünmesin diye önceden bez torbalarına koyar, bulduğu kağıda sarar öyle gelirmiş evlerine ki alamayan varsa, yiyemeyen varsa ve benim de onlara yetecek kadar verebileceğim bu yiyecekten yoksa diye....

    Üzülmesinler, incinmesinler diye...

    Gören göz hakkına maruz kalmayayım diye, vebali vardır, biri benden gücenirse ya diye... Ne büyük incelik ya Rab? Biz kullarına da nasip et...

    İstediğin kadar sırala. Bir sürü sebep bulursun da güzel kardeşim, benim hanım kardeşim...

    Kocası olan var olamayan var, onu götürecek birisi olmayabilir belki yanında ama sosyal medya denen bir kavram var, belki bakıp bakıp da iç geçiriyor, imreniyor, yediğine içtiğine o andaki ruh haline ve dahi her şeyine dek... Hiç gelmez mi aklına? Ya da gelir de özellikle mi yaparsın bilemem, benim bildiğim tek şey var ki, abartmanın da olduğundan farklı göstermenin de kimseye bir faydası yok, hatta zararı var ve ucu da sana dokunur...

   Ne gerek var, yediğini içtiğini, Rabbinin sana sunduğu imkanları sergilemenin?

   Sergilemesen, "Bakın ben bunları bunları da yedim" demesen boğazından geçmeyecek mi o yiyecekler, tıkanacak mısın? Sadece imkanı olmayan değil, aynı zamanda imkanı olup da türlü sebeplerle gidemeyen de bakıyor o resimlere...

   İmrenir mi dersin, kıskanır mı özenir mi? Sen hangisini yapmasını istersin, ne amaçla çekip koyarsın sanal ortama bilmiyorum ama, paylaşımı abarttığın zaman derim ki görmemiş, bu kişi ne oldum delisi olmuş. Evlerde huzursuzluğa yol açtığını bile bile boy boy tatil resimlerini, yemek içmek gezmek kam almak şu dünyadan amaçlı, sırf 'desinler' amaçlı resimlerini koymak ne fayda verir sana sorarım?

Tebrik ediyorum, gezip görüp Rabbimizin tüm insanlık için yarattığı şu dünyadaki lezzetlere vakıf olabilirsin, Onun verdiği imkanları kullanabilirsin elbette. Kimse karışmaz sana kendinden başkaca.

Benim demek istediğim bu değil sen de biliyorsun muhtemelen fakat elinde değil, görsünler, desinler istiyorsun. Nefsi hastalık bu yakalandığın, bunun farkında değilsin. Be güzel arkadaşım, bari yediğini gösterme, çekip çekip de boy boy o mükellef sofraların halini atma sosyal ortama. Bana ne, bize ne bundan, ne yersen ye, afiyet olsun. İlla ki  paylaşıyorsan eğer faydalı bir bilgi paylaş da herkes aydınlansın sayende... Faydan dokunsun insanlığa.

    Nasip olup da gördüğün yerlerin fotosunu, manzarasını özelliklerini, tarihini yaz da altına ülkemizdeki güzelliklerin farkına varalım hep beraber, öğrenelim, zamanı geldiğinde gidebilmek üzere kaydedelim zihnimizin ücra bir köşesinde...

 Dikkat etmek gerektiği için kaleme aldım paylaşım hastalığını, nefsi hastalıklardan en son en revaçta olanını. Belki de bu yüzden yazdım.

   Diğer insanlara kıyasla özel ve üstün bir olduğunu düşünen, narsist kişinin tüm çabası, yaşadığı dünyada çok sevildiğini, yeterli, değerli, sevilen, aranılan, anlamlı bir varlık olduğunu diğer insanlara tasdik ettirmektir. Paylaşma hastalığı da diyebiliriz bu duruma. Çevresinde en fazla daha fazla beğenilmek, istenen kişi olabilmek için en olmadık yerlerde bile fotoğraf paylaşmaktan vazgeçemiyor maalesef...

      Sonuç kişilik bozukluğuna ramak kala diyebiliriz ki aman ha dikkat...

    Türkiye'min insanı görmüş geçirmiştir, buna inanmak istiyorum.

    Toparlanabilecek durumda olduğumuzu hayal etmek istiyorum.

Şöyle bir kendimize gelip, silkelenerek doğru olanı yapacağımıza inanıyorum.

İnsanı yaratıcısı severse onu melekler de sever, sonra da yaratılmış sever. Bir iki resim koyup da hele de yediklerimizi gösterip de beğenilmek için çaba sarfetmeye, tabiri caizse görmemişliğe ne gerek var?

 Zaten hep dediğimiz gibi, dünya sahnesinde oynuyoruz ve de iki kameraman devamlı surette kaydediyor, müthiş...

  Yarın dev ekranda istesek de istemesek de önümüze gelecek her ne yaptıysak her ne yaşadıysak...

     Dediği gibi şairin;

     Vakit, geçip geri gelmeyendir...