Angut gibi bakmasana!

Hatice Kösecik 03 Aralık 2018 Pazartesi, 07:09

Angut kuşunu bilir misiniz, hani birbirine kızar da insanlar, "Angut musun nesin, neden öyle bön bön bakıyorsun?" derler ya. İşte, kızdığımız zaman adını andığımız o kuşlardan bahsediyorum.

Kiremit rengi tüyleri olan, ördekgillere benzer angut kuşu.

Aslında saflığın da timsalidir, örnek eştir bu güzel görünümlü kuş.

Nasıl mı?

Dişi olsun erkek olsun bütün angut kuşları, çok ürkek olmalarına rağmen, eşinin ölüsünün başında nöbet tutarmış adeta. Her ne olursa olsun, bekleyen angut kuşuna elinizi de uzatsanız dahi kaçmazlarmış oradan. Olay yerinde,  öylece durup bakarlarmış, donuk donuk. İşte bu bakış, o bakışmış.

'Angut gibi bakmasana ya.' Dedikleri bakış. Kuşun yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan da gelse, insan da gelse dahi, gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmayan kuş, kendisi de ölene dek onun başucunda beklermiş...

Yaptığı nedir dersiniz, angutluk mu, tek eşlilik mi, vefa mı? Ömür boyu tek eşle yaşayan bu kuşlar, eşleri ölünce de başkaca bir hayat arkadaşı edinmiyorlarmış. Öylece duruyorlarmış işte, gidenin ardından donuk donuk bakarak. Konu olmuş hikayelere, söz olmuş girmiş bile dilimize. Bir şey yapamayan, anlamayan insana 'angut' demiş çokbilmişler. Acaba bilerek mi demişler angut gibi bakma diye,ne dersiniz? Yoksa haksızlık mı edilmiş angut kuşuna...

Belki de modası geçmiştir günümüzde sevgili angutun. Böyle sevgi mi olur yahu, insan kendini heder eder mi gidenin ardından, hayat güzel, kam almak varken şu kocaman dünyadan, ne diye

eziyet edeyim ki kendime, diyenlerin olduğu fani dünyadan...

Eşe sadakatin timsali angut kuşu, seni seviyoruz, eşlerin birbirini yaraladığı, incittiği, hatta şiddete başvurduğu dünyamızda, kuşluğunla bile, hatta angutluğunla bile örnek oluyorsun ya biz insanlara, yanındakinin kıymetini bilmeyene, helal olsun sana...

Köyün birinde adamın biri köyün en nadide, naif kızıyla evlenir. Nadide derken, hem fiziken hem de ahlaken... Gelenekler üzerine ilk günden itibaren adam bir kusurunu kollar ki onu dövebilsin, erkek olduğunu hissedebilsin kendince. Dövecek ki, otoriteyi ele geçirsin aklınca... Zavallı adam öyle görmüş ne etsin. Bir gün, iki gün, üç gün, bir hafta, bir ay, ulaşamamıştır kötü emeline. Nihayet gelir harman zamanı, bizim adam pusudaki tilki misali. Çok sıcak bir ağustos günü, tuzak kuracaktır karısı yanlış yapsın diye. Odun toplar, ateşe verir, soğukla ısınmak istermiş gibi, ayazdan elleri buz tutmuş gibi geçer ateşin karşısına, seslenir eşine, sinsice...

İster ki eşi gelsin yanına, kendisi " Oh ateş ne güzel ısıtıyor!" deyince, eşi de " Ağustos'ta ne ısınması?" itirazında bulunsun da haddini bildirsin adam, amacına ulaşsın. Konuşuyorlar çünkü kendini kahvede, hala eşini dövemedi diye, ağrına gidiyor zavallının. Derken gelir eşi, oturur dizinin dibine, her şeyden habersiz. Bekler bir nebze adam, eşi konuşsun diye, ama nafile. Dayanamaz, der " Ateş ne de güzel ısıtıyor değil mi?"  Kısa bir sessizlik süreci sonunda, kadın da eşi gibi ellerini ateşe uzatır ve der ki: "Tutuşturucusu kocamsa, ağustosun ortasında da güzeldir!"

Muhteşem öyle değil mi? Var mıdır böylesi, aslında bahtiyar olmaya adaydır adam ama eşinin kıymetinden bihaber, var mıdır böylesi müstesna hatunlar nezaketin zaferini tadanlar?

Elbette ki hala daha var, bir yerlerde, gözümüzün önünde, sonuna dek sadık, eşini de evini de idare edenler elbette ki var. Varsın angutluk yaptı desinler, varsın sadık desinler, varsın eşinin kıymetini bilir desinler. Kime ne, önemli olan, bir insanın hayatına dokunmak değil mi, önemli olan sağlık, huzur, sükunetin devamı değil mi? Gülen gözler, sevgi dolu gönüllerin olduğu yuvalar hayal ediyorum, zarafet timsali eşler olsun istiyorum.

Ümit ediyorum.

Muhabbetiniz daim olsun efendim.