Affetmek adına

Hatice Kösecik 31 Aralık 2018 Pazartesi, 08:10

"Herkesi, hayatıma giren herkesi affederim ama babamı asla. O bana en büyük kötülüğü yaptı. Eğer
bana farklı davransaydı ben şimdi burada olmazdım. Ben de okurdum, yirmi üç yaşında dünyanın
bütün çilesini çekmemiş olurdum. Nefret ediyorum ondan. Beni ve ablamı korumak için annem hep
dayak yedi babamdan. Hatta bir keresinde sokak ortasında dövdü beni iyice dövdü hem de, sopayla,
odunla, süpürge sapıyla, eline ne gelirse vurdu onunla. Akşama da misafir gelecekti, yüzüm gözüm
kan içinde, ağladım sokak ortasında. Ağladım kendime, içim dışım nefret dolu ağladım. Kalmışım
öylece, herkes de görüyor ama kimse de yanıma gelemiyor. Babam bela adam, biraz sonra geldi
babam, kaldırdı beni, niye? Eve misafir gelecek diye, utanmasın diye. Nefret ediyorum ondan, ölse de
üzülmem, insan baba sevgisi görmeyince bilmiyor o neymiş diye."
Bir dokunsan bin ahh işitirdin burada, yurdumun insanı, çilekeşi de var, ezeni de var ezileni de. Ne
olmuştu da birden atılmıştı ortaya Gülben. Kitap okurken sorduğum bir soruydu cevapladığı. İçini
kanatan yaranın kabuğuydu kalkan, sözleri oktan beter delip geçmişti kalbimi. "Hayatınızda
affedemediğiniz birisi var mı?"
Öyle kolay soruluyor belki ama cevaplar yenilir yutulur olamıyor maalesef. Tek tek kalkıyor yaraların
kabukları. Altları irin dolu, unutulmaya çalışılan ama hiç unutulamayan cinsten yaralar bunlar. İster de
ki çocuk travması ister deki akran zorbalığı, ister de anne baba hatası. Yetişkin tacizi, sözel şiddet,
fiziksel travma...
Hangisiydi buradaki, darbeyi nereden almıştı ki Gülben? Hep babasını suçluyordu, dilinden
düşürmediği bilindik kelimelerle. Ortama uyum sağlamıştı, gözleri gülüyordu, konuşuyordu cıvıl cıvıl,
istekli. İletişme açık, yaralarını sarmaya çalışıyordu gün be gün. Evet, babası özellikle çok dövmüştü,
her fırsatta tadına bakmıştı baba elinin. Daha on beş on altı olmadan çalışmaya başlamıştı bir cafede
getir götür işlerinde. Canının fena sıkkın olduğu bir zamanda, kendini işte bulmuş, hem ağlamış hem
çalışmıştı. O gecenin sonunda da arkadaşlarının;" Al bir kereden bir şeycik olmaz" dediği o küçük
beyaz haplardan yutuvermişti, sadece tek içimlik diye...
"İşte" dedi Gülben, "onlardan sonra, o içtiğim şeyler beni benden aldı, kafam iyi oldu. Ne babamın
dayağı, ne de babamın en yakın arkadaşının tacizi beni yıkamadı. Umurumda bile olmadı dünya. Ha
bunun üzerine bir de kaçtım, evlendim bir işe yaramazla. Çocuklarım oldu, herif kaçtı, canı
Cehenneme."
Ya sonra? Sonrası bir süreçti, aklı karışan Gülben, psikolojik tedavi görür ve sonuç ortada. Aileden
oldukça uzakta, bir bakım evinde. Yuvaları saymışlar burasını, fakat yine de dayak yediği, istismara
uğradığı, hırpalandığı, derin yaraların açıldığı evini özler şu gönüller. O zaten apayrı bir konu, yürek
sızlatan.
'Babam bana böyle davranmasaydı ben de bu duruma düşmezdim.'diyor ısrarla.
Nasıl yapsaydı? Diye sorduğumuzda, "daha anlayıp dinlemeden, pata küte vurmasaydı." diyor.
Ve şimdiki yaşadığı ortamda edindiği bilgiler, tedavi sonucu, zihni daha berrak düşünebiliyor demek
ki, "konuşsaydı benimle, anlatsaydı ya" diye de ekliyor. Evet pişman hem de çok. En çok da o
kullandığım kafa hapları diyor işte, ne ettiyse onlar etti. Beni bu duruma düşürdü, kim ister ki böyle
olmak? Gözleri önünde dalıyor geçmişinin bulanık sularına iç çekerek...
Oradan bir sakinimiz, gencimiz atılıyor. "Affedeceksin"diyor, "affetmelisin. Onlar ne yaptıysa bizim
için yaptı, bak bana, ben affettim. İyi ki yaptılar bana, iyi ki acımadılar. Ben artık oldum, yoksa böyle
iyi olamazdım. Dövmek lazım, acımamak lazım çocuğa."
Uzun söze gerek var mı? Acınmadığı için bu hale düşen genç, artık acısınlar bana diye annesine haber
yollayan genç. Şimdi arkadaşına destek oluyor, unut artık demek istiyor. Onun yarasına kendi bildiği
usulce merhem sürerken, bir yandan da kendine mesaj veriyor. Oldun sen artık, buradan çıkınca artık
dövülmeyeceksin...
Evet, affedebilmek bir erdemdir. Büyüklüktür, taşıdığın ağırlıkları atmaktır beyninden. Tamam, kabul,
hadi at beyninden Gülben, unut senin suçun yoktu mu diyeceğiz? Ya kalbindeki ayak izleri, ya o çook
derinden basılmış ayaklar? İzler geçecek mi? Aile farkı dediği olayı yaşayamayan çocuklar, doğarken
şu dünyaya kendi ailesini seçemeyen çocuklar, kabul ediş yaşarsa mı geçecek o kalbindeki ayak izleri?
Bildiğim tek şey, her kalp kendi şarkısını söyler.

Her kalp kendi ayak izini muhafaza eder...