Acı bana anne

Hatice Kösecik 24 Aralık 2018 Pazartesi, 08:09

Anneme ve babama söyle olur mu doktor hanım, onlara söyle; "oğlunuz artık oldu de. Yaşar artık
adam oldu." de olur mu? Yutkunuyordu, boğazında çözülemeyen bir düğüm takılı gibi, uzaklara bakar
halde ağlamaklıydı Yaşar. Adı Yaşar. Oldukça genç, yirmilerinde henüz, hayatının ilkbaharında o. Oysa
dünyanın bütün çilesini çekmiş, acısını yutmuş besbelli ki. Kalıplı, zinde, dinç ve her şeye rağmen güler
yüzlü. Anneme de ki;" oğluna sarıl, ona gülümse, o artık yolunu buldu. Ona vurma, eziyet etme,
Yaşar'a acı, ona acı, acı oğluna..." Sanki gözleri ufukta bir şiir okuyordu o, anlaşılan kendi hayatının
ateşi hiç sönmemiş mısralarıydı dilindeki nakaratı... İçindeki acıyı akıtıyordu Yaşar,"ben hayattaki tüm
acıları tattım, ben çok eziyet çektim, bana hiç acımadılar doktor abla."
Ağlamaklı gözlerle baktı yüzüme, "onlarla konuşur musun benim için, benim için yapar mısın bunu?"
-Elbette dedim, ilk fırsatta. Sen nasılsın, nasıl hissediyorsun? Bana buraya nasıl ve ne şekilde geldiğini
anlatabilir misin?
-Ben artık kendimi çok iyi hissediyorum, sizin sayenizde, ilaçlarımı da kullanıyorum. Burayı ve de
çalışanları da çok seviyorum. Ve artık kimseye acımamayı öğrendim, hayat bana çok şey öğretti,
tecrübeliyim ben hem de çoook.
-İlk ne zaman kendini kötü hissettin?
-Üniversite sınavını kazanamadım. İşte o zaman kendime 'senden bir şey olmaz, sen adam olmazsın
dedim.' O günden beri de kendimi hiç iyi hissetmedim, hayattan zevk alamadım, bir şey yapmak
istemedim. Zaten beni çok ama çoook dövdüler ben büyürken. Ninemin arkasına kaçıp saklanırdım,
ama o da işe yaramazdı, gelir beni bulurdu orada annem. Ve döverdi döverdi, taaa siniri geçene dek.
Elimi başıma koyardım, kendimi korumaya çalışırdım ama hep yerdim o dayağı.
Yaşar, ne yapardın o kadar kötü de kızardı annen? Bir anne bu kadar çok dövemez çocuğunu, kıyamaz
ciğerine.
Hiiiç, aynı köydeki diğer çocukların yaptığı gibi yapıyordum. Ama şunu bil ki doktor hanım, ben tahmin
edemeyeceğin kadar çok acı çektim. Ama şimdi oldum, artık anlıyorum, kendimi de iyi hissediyorum.
Hayatın bütün kötülüklerini de yaşadım.
Şu kadarcık ömründe, yirmi iki yıla 'acı ağacı' dikmişti de Yaşar, onu sulamıştı anlaşılan gözyaşlarıyla.
Kimseye acımam, ben vefa nedir bilmem, insanlar genelde kötüdür, babalar çocuklarını döverler,
haklıdır, adam olana kadar ben de biraz döverim ama benim gibi hiç yaşatmam onları, hayatın tadını
alamıyordum o zamanlar, hep adam ol dediler bana ve eziyet ettiler, acısınlar artık bana, sarılsınlar,
sevsinler beni... Sesi titreyerek zor söylediği sözlerdi bunlar onun, kim bilir daha neler vardı yüreğinde
kendine sakladığı. Hepi topu bir sınavdı uğruna yaşadıkları... Değer miydi? Değdi mi? Değmeli mi?
Sadece dövüldüğünü söyleyen fakat ailesinin ona hiç acımadıklarını söyleyen Yaşar, gözlerinin içi
gülen bir çocuktu aslında. Ölümden döndüm diyerek ifade ettiği, iki kere olan intihar girişimi başarılı
sonuçlanmamış, hayata tutunmuştu Yaşar. Hiç enerjisi yokken, hayattan tad alamadığını söylerken
denemişti kendini öldürmeyi.
Bu hayat onun tercihi değildi, hiçbir çocuk doğarken anne babayı tercih ederek doğmazdı. Ama insan
yaşadığı hayatta kendi oyununu perdeye koyardı işte. Belli bir vakti var insanın, doldurması gereken
nefes sayısı... Bakın Yaşar'a ve onun yaşıtlarına, hepsi farklı bir ailede farklı hikâyelerle. Kimi ümit
dolu, kimi maddi imkâna sahip kimi de beş parasız, karın tokluğuna yaşıyor. Ama herkes kendi
hayatını anlamlandırıyor. Öyle gençlerimiz var ki hayatı boyuncavarlık içinde yüzmüş, yanağına bir
sinek konmasına bile izin verilmemiş. Yine de şikâyetçi, söylenir durur. Okumaz, ailesini heder eder,
parmağında oynatır, ailesinin ikramını hakkıymış gibi kullanır, kullanır da adam olur mu bilemem?
Hani Yaşarlar vardır ' adam ol' diye dövülen, eziyet edilen, şizofren tanısı alan... Hani Gülşenler vardır,
Aylalar vardır, hayatın cenderesinden geçen, yine de bir taraftan tutunmaya çalışan, dövülmesinden
anlam çıkaran, benim iyiliğim için diyen...
İbretlik yaşamlar, her birinin hikayesisanki bir kitap. Şikâyet şikâyet şikâyet, karşıdan baktığında
mükemmel hayata şikâyet, doyumsuzluk, hep daha çok istemekler... Ya Yaşarlar, ya onun gibiler,
doğuştan hayata bir sıfır yenik başladığını bilenler, bilemeyenler, idrak edemeyenler, onlar da
yurdumun insanı değil mi? Ya "Biz böyle olmayı istemedik ki, kim ister ki doktor hanım?" diyenler...
Farkındalar, insan olduklarının, sevildiklerinin, diğer yaşamların kendi yaşamlarının...

'Ne oldum değil de ne olacağım' diye düşünürken gönlüm, bakım evinde bir kenarda sesiz sakin çayını
yudumlayan, sevgili Hüseyin amcamız seslenir oradan"yaşayanbilir, yaşayan bilir."
Öyle ya,
Her kalp kendi ezgisini söyler...