Zamanın labirenti

Furkan Kahraman 23 Aralık 2017 Cumartesi, 09:31

"Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında."

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yukarıdaki dizeleri aslında evrendeki varlığımızı gayet net bir şekilde özetliyor. 'Okyanustaki zerre' olan insanoğlunun var olan dünya üzerindeki rolünü, sarsılmaz bir senaryonun küçücük figüranları olan bizlerin çizilen 'çemberin' dışına çıkamadığımızı anlatıyor.

Kaldık kendi ördüğümüz duvarların içinde.

Belirlenen/belirlediğimiz kalıpları baştan çok sevdik, şimdi de çıkış yollarını arıyoruz.

Koca bir ömrü, yılları, ayları, günleri, saatleri yetiremiyoruz. Plan çok, iş çok, ancak vakit yetmiyor. Yüz binlerce insan.. Kadını, çoluğu çocuğu.. Her biri bir yere koşturuyor. Zaman artık nefesten daha önemli. Herkes meşgul.

Aynı günün farklı varyasyonlarına uyanıp duruyoruz. Sorsan her biri diğerinden başka ama gün yerini geceye bıraktığında herkes ziyanda.

Kim bilir kaç hayali yitiriyoruz bu hengamede, kimlerin ayağına basıyoruz, kimleri çekiyoruz aşağıya sırf biraz da yükselebilmek umuduyla.

Yükselişimizin sonu ise her daim düşüş. Bir uçurumdan diğerine savruluyoruz, hayat dediğin beyhude amaçlar ekseninde yok oluyor. Sonra her ölümün arkasından 'erken' diyoruz, ölen öldüğüyle kalıyor; hayat gailesi hep aynı.

Velhasıl;

Kum saati hep aleyhimize işliyor. Geri sayım sayacı çalışıyor, çarklar dönüyor.

Zaman kimseye aldırmadan ilerliyor.

Biz de başımızı ellerimizin arasına alıp hayıflanıyoruz. Geçmişe özlem, çocukluğa hasret boşuna değil. Yüreğimizin kırkı çıkalı çok oldu ama biz hala geçmişin gönlünü almak istiyoruz.

Geleceğin dilini bilmediğimiz için, geçip gidenin ardından bakıyoruz.