Türkiye'nin kristal gecesi

Furkan Kahraman 07 Eylül 2017 Perşembe, 07:02

Takvimler 1955 yılının 6 Eylül'ünü gösterdiğinde Türkiye, yakın tarihinin en acı ve yüzleşmekten hoşlanmadığı olaylarından birini yaşadı. Atatürk'ün evine bomba atıldığı iddiasıyla İstanbul ve İzmir başta olmak üzere memleketin çeşitli bölgelerinde Rum, Ermeni ve Musevi azınlıkların evlerine ve işyerlerine düzenlenen sistematik saldırılar sonucunda bir ülkenin tarihi ve 'kozmopolit' yapısı buhar olup uçtu gitti...
Türk demokrasisinin çok partili hayata attığı ikinci adımın baş aktörü olan Adnan Menderes iktidarı, o dönem Kıbrıs meselesi ile uğraşmakta, adada EOKA militanları Türk ve İngilizlere saldırıda bulunmakta idi. Yaşanan gelişmeler hali hazırdaki gerginliği iyice artırırken, Londra'da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bir konferansta bir araya gelmiş, Kıbrıs meselesini tartışıyordu.
Tıpkı Kıbrıs ve Yunanistan'da yapıldığı gibi Türkiye'de de kamuoyunu bu konu hakkında birleştirmeye yönelik cemiyetler kuruluyor, gazetelerde yazılar kaleme alınıyordu. Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu, bu süreç içinde ön plana çıkan iki kuruluştu...
Konferansın devam ettiği süre zarfında önce 3 Rum casusun yakalandığı haberi düştü gazetelere. Sonrasında ise Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalandığı haberi. Mızrağın çuvala sığamayacağı, kontrol edilemeyecek bir öfke selinin doğduğu an gelmişti artık.
Normal tirajının çok üzerinde bir baskı rakamı ile haberi okuyucularına yıldırım baskıyla duyuran İstanbul Ekspres gazetesinin öncülüğünde 6 Eylül günü ellerinde sopalarla İstiklal Caddesi'ne çıkan topluluk sırayla gayrimüslimlere ait dükkanların camını çerçevesini indirdi, yıktı, döktü. İstiklal'de başlayan, İstanbul'un bütün semtlerine sirayet eden olaylar daha sona İzmir'e de sıçradı. Önüne geçilemez hale gelen olayların sonucunda devlet İstanbul, Ankara ve İzmir'de sıkıyönetim ilan etse de iş işten geçmiş, azınlıktaki vatandaşlar büyük bir yıkımla karşıya kalmıştı.
Olayların yatışmasının ardından İstiklal'e gelerek incelemelerde bulunan Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın, İçişleri Bakanı Namık Gedik'e söylediği "Galiba olayın dozunu biraz kaçırdık" cümlesi acı bir itirafın yanı sıra yanlış bir politikanın doğurduğu vahim sonuçları da özetliyor adeta. 
Çünkü dozu 'biraz' kaçan olaylarda "İstanbul'da 4214 ev, aralarında 21 fabrikanın bulunduğu 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 azınlık okulu, 5 spor kulübü, 2 mezarlık tahribata uğradı. Saldırılar esnasında çok sayıda kadın tecavüze uğradı. İzmir'de 14 ev, 6 dükkân, 1 pansiyon, Yunan konsolosluğu, Katolik kilisesi, İzmir Fuarı'nda yer alan Yunan pavyonu ve İngiliz Kültürevi tahrip edilmişti. Olaylarda resmi rakamlara göre 11 kişi hayatını kaybetti. 
***
1938 yılında Almanya'da Naziler tarafından Yahudilerin evlerine ve işyerlerine düzenlenen saldırılar sonucunda bir gecede 91 kişi öldü, çok sayıda sinagog, ev ve iş yeri yıkıldı. Saldırılar sonrasında sokakları kaplayan cam kırıklarının yaptığı yansımadan dolayı o vahşet gecesine 'Kristal Gece' (Kristallnacht) denildi. 
1955'te Türkiye'nin 'Kristal Gece'sinin sonunda ise önce olay komünistlere yıkıldı, gelen tepkiler üzerine suçlu başka yerlerde arandı, sonra da dosyanın üzeri kapatıldı.
İlerleyen tarihlerde yapılan incelemelerde Atatürk'ün evine bombayı atanın MİT (o zamanki adıyla MAH) görevlisi olduğu, daha sonra kendisinin valilik görevine kadar yükseldiği ortaya çıktı.
********** 
Bir toplum, kendi kapı komşusuna saldıracak noktaya geldiği anda kardeşlik türküleri susar. 6-7 Eylül Olayları'ndan sonra gayrimüslimler Türkiye'yi terk etti, bizi bize bırakarak. Türkiye ise siyasi belleğine bu hadisenin sonrasında Çorum'u, Kahramanmaraş'ı ve Madımak'ı ekledi. Kültür, medeniyet ve toplumsal çeşitlilik bu acı hadiseler sonucunda ayrıldı aramızdan. Kardeşlik ise bir 'ihtimal' olarak türkülerde, hikayelerde saklı.