Kaçın; 'Batı' geliyor...

Eşref Aydemir 08 Eylül 2018 Cumartesi, 06:05

Yeni Avrupa bir tür kılıf değiştirme yolunda. Dünya düzleminde ne kadar ülke varsa karıştırarak yoksullaştırarak kendine mecbur hale getiren Avrupalı 'insandaşlarımız' sanayi devrimi sonrası yeni bir yapıya bürünerek, 20. yüzyılın yeni köle sınıfını oluşturmayı başardılar. Bir yandan hızla teknoloji alanında gelişirken öbür taraftan yeni savaşlar çıkararak yeni sömürge imparatorlukları kurdular. Demokrasi timsali olarak her gün çıkıp bazıülkelerde yaşanan kıyımları kınıyorlar. Fakat Afganistan'da, Irak'ta ve Libya'da nasıl bir demokrasi anlayışına sahip olduklarına şahitlik ettik.

Çünkü Avrupalılar kendi ekonomik silahlarını kullanıyorlar, yeni ekonomistler yeni uzmanlar var ederek, yeni ekonomik karargâhlar oluşturarak bizim üzerimizde inanılmaz bir baskı kuruyorlar. Hepimiz de çok meraklıyız Avrupa Birliği'ne girmeye, can atıyoruz. Avrupa ve ABD her zaman katliamlar yapmış, insanları yerinden yurdundan ederek kendilerine bağımlı yeni modern bir köle sınıfı oluşturmayı yegâne amaç edinmişlerdir.

Örneğin Fransa'nın sömürgesi olan Cezayir yıllarca yeraltı yerüstü kaynakları sömürüldü. Yerli halk önce birbirine kırdırıldı, sonra ise bizzat Fransız askerleri tarafından öldürüldü. Topraklarından göç etmek zorunda kalan insanlar, Avrupa'yı mesken tuttu, fakat orada da mülteci ve işçi olarak üçüncü sınıf insanlar olarak bakıldı. Sadece fabrikalarda saatlerce güvencesiz yıllarca çalıştılar.

Bu insanlar Fransa'ya kin dolular ve bir gün kusacaklar. Fakat sorun şurada başlıyor artık eski düzen yok. Kaybetmeye mahkûmlar.   Nasıl ki artık kılıç ve kalkanla savaşılamayacaksa, savaşılsa dahi kaybedeceğimiz kesinse, şuan tankla topla da aynı sonuca varırız.

 Gelişen teknoloji devletleri daha uzman, aynı zamanda acıdan, duygusallıktan daha uzak kişiler yetiştirmeye itti. II. Dünya Savaşı ise tam anlamıyla bilim insanlarının savaşıydı.

ABD'nin II. Dünya Savaşı'nda temelini attığı, düzen hala devam ediyor. Avrupalıları ve onların modernbaskı silahlarınıirdelediğimizde karşımıza yeni bilinçaltı saldırıları çıkar. Yeni kitle imha silahları, biyosilahlar, yeni uydular ve bunlara bağlı envanterler. Yani bir düğmeyle, bir virüsle tehdit gördüğü topluluğu yok edebilirler. Öyle binlerce askere falan da gerek yok.  Ekonomisine katkı sağlamayan, üretmeyen başkalarına bağlı kalan ülkeler daima kaybetmeye mahkûmdur. 

Uzağında kaldığın her şey sana vicdan azabı, yaşatmaz. Bu bilgisayarda oynarken öldürdüğün bir insandan farksız değil. Dijital ortamda bombaladığın birkaç yüz varlıkla aynı. Az sonra unutuluyor.  İçinde olmadığın bir kargaşa yalnızca birkaç görüntüden ve söz öbeklerinden ibarettir. Thedore Van Kirk, Hiroşima'ya atom bombasını atan pilot. Kirk, hayatı boyunca yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olan bombayı attığına hiç pişman olmadığını söylüyordu. Thedore Van Kirk olayla ilgili "Parlak bir ışıktan ve uçaktan başka hiçbir şey görünmüyordu. Şehrin üzerinde büyük beyaz bir bulut vardı. Bulutun altındaki şehir duman ve toz içindeydi ve bu kaynamakta olan bir kap katrana benziyordu "ifadelerini kullanmıştı. Bu sözler80 bin kişinin hayatını alan, on binlerce insanı sakat bırakan kişiye ait. Ne kadar da vahşice değil mi? Nefret kokan, ceset kokan bir konuşma. Fakat

Bu onun için bir oyundan farksızdı.

Bir söz...

Savaşta öldürülen ve kaybedilen ilk şey vicdandır. Biz aynı güneşin çocuklarız, bizi ayıran şey sahip olduklarımız.