Bir garip evlenme hikayesi ve mülteciler...

Emel Demir 14 Haziran 2019 Cuma, 07:01

Evlilik hayali kuran bir insan değildim. Hiç olmadım... Öyle dürtüler ya da öğretiler kumaşımda olmadı... Öyle yetişmedim. Çekirdek ailemden kimse 'E hadi evlen artık' demedi. Bir kaç yıl öncesine kadar aklıma bile gelmedi 'pembe panjurlu dünya evi'.

Çevremdeki yaşıtlarım evleneli, çocuk sahibi olalı yıllar oldu hatta birçoğunun kendi boylarında çocukları var.

Önceliklerim farklıydı. Benim rüyalarımı mobilya rengi ya da beyaz eşya markası ve yahut çocuk değil de çoğunluklu olarak 'kendi ayaklarım üzerinde durmak' süsledi. Belki dünyayı gezmek, belki bir yüksek lisans, kültürleri tanımak, belki edebiyatla ilgilenmek falan... Bakış açısı, dünyayı kurtarmalık fikirler...

Bizim masalarımızda aşk meşk değil de sanat konuşuldu çoğunlukla...

Ha evlenenleri yadırgadım mı? Elbette ki hayır! Herkesin kendine göre öncelikleri, kendi hayalleri, düşleri var... Zaten 'el ne der' insanı olmadım hiç... Kim ne derse desin insan kendi rüyalarını yaşamalı... Hepsini kutladım, mutlulukları adına sevindim. Çocuklarını öptüm, kokladım...

Nitekim hayat elverdiğince, şartlar geliştiğinde hayallerimi de yaşadım... Bazen yaşayamadım. Şartlar değil de cebim elvermedi...

Daha doğarken daire, araba, mal, mülk  ya da yüklü bir miktar bankada miras kalmadı bana. Herkes gibi borçlu doğdum. Güzel bir ailem, pırlanta gibi kardeşlerim var ama ben de çoğunluğumuz gibi emekçi bir ailenin çocuğuyum. Azıcık aşı kaygısız başı olanlardan...

Ortalama gelirle biraz da tırnaklarımla kazıyarak, çoğunlukla zorlanarak iki üniversite okudum. Aile desteğinin yanında bazen part time işler, bazen sürpriz desteklerle... Bir de öğrenciye önce ilaç sonrasında bela olan KYK desteğiyle...

Az biraz kafam çalışır, iyi bir öğrenciydim her zaman.

Öyle böyle derken mezun oldum nihayetinde... Hani dünyayı kurtaracağız kurtarırken de emeğimizin karşılığını alacağız diye...

Toplumun pırlanta gibi gençlere ihtiyacının olmadığını sonradan öğrendim tabii.

Eee mezuniyet bu öyle hemen iş bulamıyorsun. Orayı ara, buraya 27 bin tane CV bırak, kariyer.net, yenibiriş.com... Uzun bir zaman iş bulamadım, saçlarım döküldü stresten, emeklerim boşa gitti diye yandım, kavruldum...

Çünkü dayımız yok bizi şirketine müdür yapacak üniversitesine akademisyen olarak alacak değil mi?

Yine zavallı tırnaklarım çekti acıyı, uzun bir süre sonra, tırmalayarak iş buldum. Yine düşündüm mü evliliği, elbette ki hayır! Önceliğim değildi tabii.

İş buldum bulmasına ama bu kez de KYK borcu, aileye destek, kendi karnımı doyurma derdi derken aldığım üç kuruşun hesabını yapmaktan içim dışıma çıktı...  Anksiyete oldum. Yine canım yandı... Tabi aldığımız maaşlar hiç bir zaman emeğimiz kadar olmadı orası ayrı konu.

***

Her neyse yıllardır da bir oraya bir buraya derken geçinip gidiyoruz azıcık aşımız kaygısız başımız bile diyemeden. Keşke diyebilsek o kadar bile geçinebilmek ütopik oldu memlekette çünkü...

Derken geriye dönüp baktığımda artık evlenme zamanımın geldiğini hatta geçeyazdığını fark ettim kimse söylemeden. Yalnız yaşlanmak da bana göre değil tabii. Evlenme fikri parladı birden içimde...

Evlenelim mi?

Evlenelim...

I SAİD YES!

Ve bir süredir azıcık aşımızı kaygılı başımızı da alıp sevgili sevdiceğimle tırmalıyoruz yan yana yaşlanalım diye. Ailemizin verebileceği desteğin yanında aldığımız maaşları da içine katarak ben size söyleyeyim efendim; düğün salonunun kapısında kalıyoruz... Kaygımız büyük... Geleceğimiz tek ayak üstünde... Yıllardır çabalamamız ne bir ev aldırdı ne bir araba... Gelinlikten tutun da düğün salonlarına kadar her şey ateş pahası...

Peki ben; okudum mu? Okudum.

Tırmaladım mı? Sonuna kadar...

Çalıştım mı? Kaç tane ek iş yaptığımı hatırlamıyorum bile... Anksiyete oldum çalışmaktan....

Eeeee...

HANİ BENİM GENÇLİĞİM ANNE!

***

Şimdi ben bunları neden anlattım? Çok mu milletin derdinde? Elbette ki hayır... Lakin son dönemde Suriyeli mültecileri konuşup duruyoruz ya... İşte nacizane ve net fikrimi söylemek istedim. Ben bu ülkenin çocuğuyum... Anam babam da bu ülkenin çocuğu, hatta 350 yıldır Sivaslıyız.

Ben kaç yıldır plaja gidemedim, tatil yapamadım bilmiyorum.

Kaç yıldır tırmalıyorum?

Boğuşurken, tırmalarken tatil aklımdan geçmedi. Ülkemde savaş yok, ailem sağlıklı... Yine de o kadar rahat olamadım.

10 yıldır bir fiil çalışarak 3 kuruş kenara ayırıp yarın öbür gün evlenirsem lazım olur bile diyemedim.

Ki bu ülkenin yüzde 50'si benden kötü durumda.

Asgari ücreti açlık sınırı altında olan bir ülkeden bahsediyoruz...

Elbette ki herkes doysun...

Elbette ki kozmopolit olalım, eşit olalım... Herkes plajlara dökülsün yaz geldiğinde... İhtiyacı olana kucağımızı açalım.

Ama eğri oturup doğru konuşmalı. Darılmaca gücenmece yok, gerçek var!

Biz bu ülkenin gençleri olarak tırmalayıp dururken, bize külkedisi muamelesi yapılıyor efendim...

Diyorum ki dilimin döndüğünce, bu ülke kendisi pırlanta gibi gençlerini anksiyete yapmışken, nereden geliyor bu keyif tartışması.

Plaja gitmek için önce yıllarca çalışıp kazanmak, hak etmek lazım değil miydi? Gördük, yaşadık, yaşıyoruz çatır çatır.

O kadar rahat olmak niye? diyorum.