Karınca ve sahibini unutma...

Elif Beşik 06 Kasım 2018 Salı, 07:50

Üzülüyoruz, kırılıyoruz.. Belki de hiç anlamadan kırıyoruz. Defalarca... Hem de hep aynı yerden.

Hatamızı görmüyoruz, ya da bazen görsek de başka bir durumla unutturuluyor. Biz de unutuyoruz.

Başka bir sebep ise, kimse kendisini sorgulamıyor. Kimse nerede konuşması, nerede susması, nerede hakkını savunacağını pek bilmiyor.

Aslında biraz özümüze dönsek, bazı insanları olduğu gibi kabul etsek veyahut hatalarımızı kabul etsek... Herkese candan ciğerden davranmak yerine biraz daha keskin olsa çizgilerimiz...

Bir söz okumuştum;

"Çevrende ki insanlar susacağı konuşacağı yeri bilmiyorlarsa burunlarını hayatına sokabileceği kadar fazla adım atmışsındır onlara. Biraz geri çekil. Hep güler yüzünü değil. Biraz da dişini göster." diyordu, Uğur Gökbulut...

Valla çok doğru diye yorumlamadım desem yalan söylerim.

İnsanları kırmamak ve üzmemek adına arkana attığın tüm sızılar, sıkıntılar dönüp dolaşıp farklı bir suretle karşımıza çıkıyor. Bazen fazla iyi niyetli olmanın bedellerini ağır ödüyoruz.

Öfkenizi hak edecek kadar değerli mi insanlar sahiden? Ya da iyi niyetinizi...

Kalkıp gitmeniz gereken yerlerde kalmanız gerektiği oldu mu hiç?

Eminim ki olmuştur. Öyleyse hemen kalkıp gidin.

İsyan etmeyi değil şükretmeyi bilin. Kahretmeyin, kahır kötü bir şey. Şükredin.

Muhakkak ki her travmanız birer tecrübedir hayatta. O sert ve ters bir öğretmendir. Önce sınava sokar sonra ders verir.

Kimseye mükemmel davranmak zorunda değilsiniz.

Kimsenin kulağına göre de konuşmanıza gerek yok.

Aklına ve yüreğine göre konuşun. O zaman ne siz yorulursunuz kendinizi anlatayım derken, ne de karşı taraf yorulur sizi anlamaya çalışırken. Hayat işte böyle akıp gider. Siz yeter ki hangi yoldan gideceğinizi, karıncayı ve sahibini hiçbir zaman unutmayın.