Eski insan ile yeni insan arasındaki beslenme farklılıkları kronik hastalıkların artmasını nasıl etkiledi?

Dyt.Elif Nur KÖPRÜCÜ 18 Aralık 2018 Salı, 08:07

Atalarımızın ve onların atalarının daha az hasta olduklarını, kemik ve dişlerinin daha sağlam olduğunu, bizden daha insancıl ve daha mutlu olduklarını biliyoruz. Bütün koşullar o zaman farklıydı ama özellikle yiyip içtikleri şimdikinden çok farklıydı. Nasıl besleniyordu atalarımız? Bizden 3-4 nesil öncesinde bile insanlar daha sağlamdı. Peki ne oldu da bu hastalıklar bu kadar arttı?

Besin ihtiyaçlarımız milyonlarca yıllık bir evrim sonucu şekillenmiştir. Bilindiği gibi vücudumuzun bütün fonksiyonları 30 bin'e yakın gen tarafından denetleniyor. Bugünkü genlerimizin yüzde 99.99'u 40 bin yıl önceki atalarımızın (homo sapien) genleri gibi çalışmakta. Yani genlerimiz eski, 40 bin yıl önceki gibi, ama onları etkileyen çevresel faktörler yeni ve çok değişti. Yontma Taş Devri 5-10 bin yıl önce bitti. O zamandan bu zamana kadar genlerimizde çok az değişiklik olmasına rağmen çevresel şartlar ve özellikle de yiyeceklerimiz çok büyük oranda değişti. Özellikle son 50-100 yıl içinde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı. Buna bağlı olarak taze sebze meyve ve tencere yemeklerinin tüketiminde de belirgin azalmalar oldu. Sanayileşme devri ile beraber geleneksel beslenme düzenimizden 'daha modern beslenme düzeni' içerisine girmiş olduk. Geleneksel beslenme düzenimizde öncelikle tohumların genetiği değişmemişti. Örneğin yapılan ekmekler dahi genetiği değiştirilmemiş karakılçık veya siyez dediğimiz başı eğik yerli Anadolu buğdayından ekşi maya ile elde ediliyordu. Şeker pancarını birebir hayatımızda kullanıyor, rafine şekeri bilmiyorduk. Toprağımız böcek ilaçları, suni gübre, hormonlar ve kimyasalların etkisi altında olmadığından verimli topraklarımız vardı. Üstelik tohumların genetiği ile oynanmadığından vitamin ve minerallerden zengin gıdalar elde ediliyordu. Suni yemle beslenen hayvanlar yerine özgür dolaşan hayvanların gıda ürünleri üretiliyordu. Endüstrileşme öncesinde  gıda katkı maddeleri, rafine gıdalar, konserve sebzeler, gazozlar, kolalar, boyalı meşrubatlar, pastörize homojenize süt ve süt ürünleri kullanılmadığı için insanlar katkısız gıdalar, fermente süt ve süt ürünleri, turşu gibi fermente sebzeler, boza şalgam şıra gibi fermente meşrubatlar tüketiyordu. Mikrodalga fırınlarla karşılaşılmadığı için besinin molekül yapısı bozulmadan yavaş yavaş ısıtarak yemekler tüketiliyordu. Günümüz dünyasında sıklıkla kullanılan teflon, alüminyum kaplar yerine toprak ve bakır kaplar kullanılıyordu. Eğer genlerimizin baş edemeyeceği doğal olmayan yiyeceklerle beslenirsek hücrelerimiz yıpranıyor ve normal işlevlerini göremiyorlar. Sonuçta genler ve yiyecekler arasındaki bu evrimsel uyumsuzluk hali şişmanlık, diyabet, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, felç, depresyon, hiperaktivite, otizm, reflü, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu, kanser ve osteoporoz gibi son yıllarda müthiş artış gösteren çok sayıda kronik-dejeneratif hastalığa neden oluyor. Bunun aksine eğer genlerimizi iyi besler, onların alışkın olduğu gıdaları verirsek, yani atalarımıza benzer şekilde yersek, genlerimiz görevlerini iyi yapıyorlar. Sonuçta yaşam süremiz ve kalitesi artıyor ve hastalıklardan korunmuş oluyoruz. 19. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi'nden sonra beslenme düzenine büyük ölçüde rafine gıdalar (beyaz un ve rafıne·şeker) girmeye başladı. Bu devirde de yiyeceklere ulaşım daha kolay ve ucuz olmasına karşın özellikle artan enfeksiyon hastalıkları nedeni ile yaşam süresinde belirgin bir uzama sağlanamadı. Avrupa, Çin, Güney Afrika ve Avustralya'dan alınan kafatasları üzerinde yapılan araştırmalar sonrasında, son 5 bin sene içinde insan beyninin tam 150 ISO santimetreküp küçüldüğü anlaşıldı. Yani insan beyni 5 bin sene önceki haline oranla yüzde 10 daha küçük. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren enfeksiyon hastalıklarının kontrol altına alınması (temiz su, altyapı hizmetleri) ve çocuk ölümlerinin büyük ölçüde azaltılması ile birlikte yaşam süresi uzadı. Fakat bu dönemde beslenme düzeninde doğal olmayan, işlenmiş ve katkı konulmuş gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı. Bunun sonucunda kronik hastalıklarda müthiş bir patlama oldu.

Son yüzyılda beslenme düzenimizde meydana gelen en önemli değişiklikleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Rafine şeker ve beyaz un tüketiminin arttı.
  • Taze sebze-meyve (vitamin-mineral) ve probiyotiklerden zengin gıdaların tüketimi azaldı.
  • Omega-3 tüketimi azaldı, omega-6 tüketiminin aşırı artmasıyla; iltihabi rahatsızlıklar arttı.
  • Katkı maddeleri, toksinler, çevre kirliliği, hormonlar arttı.
  • Yeterli güneş ışığının alınmaması gündemde.6(D vitamini)
  • Kişilerin yaşam biçimleri sebebiyle ve teknolojinin artmasıyla yeterli hareket edemez bir toplum haline gelindi.
  • Sağlıklı bir yaşam tarzı, daha fazla barış ve iç huzuru,daha sağlıklı bir çevre, daha kontrollü bir nüfus artışı ve kentleşmeden uzaklaşarak hayat kalitemizi daha da azaltmaya devam ediyoruz.