Demokrasinin idamla biten zaferi - 7

Dr.Muhammed İkbal Bakırcı 09 Temmuz 2019 Salı, 07:00

Demokrasinin idamla biten zaferi -7

28 Nisan 1960... Darbeye giden yol açılmaya başlamıştı. Erken seçim hazırlıkları yapılıyordu...Bir üniversite öğrencisi seken bir kurşunla hayatını kaybetmiş, İstanbul karışmıştı. İstanbul'da başlayan ve Ankara'ya sıçrayan öğrenci olayları kontrol edilemez boyuta ulaşmıştı. Güvenlik güçleri olaylara engel olamıyordu. Polismilitanları tutukluyor olsa da birkaç gün sonra sokaklarda tekrar karşı karşıya geliyorlardı. Ortalık karıştırılıyor, gerilim adım adım tırmandırılıyordu...29 Nisan günü,İsmet İnönü seçim gezisinde Uşak'taydı... DP binasından bir çay bardağı atılmıştı. İnönü'nün yanında oturan gazeteciye isabet etmişti. Mass-Medya kazan kaldırmışçasına yaygara koparmıştı. Ardından 1 Mayıs gösterileri başladı. İşler iyiden iyiye çığırından çıkmıştı. Dönemin güdümlü medyası, yalan haber makinesi gibi çalışıyordu.Maksat bir senaryo yazmak, suç icat edebilmekti. Güvenlik güçlerinin yaptığı katliamlardan tutun gençlerin üzerinden tankların geçirilmesine kadar uydurulmadık yalan kalmamıştı. Üniversitelerde anarşi ekiliyor, kargaşa biçiliyordu. Anadolu insanının umudu haline gelen bir siyasi parti hedef tahtasına fütursuzca konulmuştu. Bütün bunların birtezgah olduğu fark ediliyordu ancak kimsenin aklına darağacı gelmiyordu...

O günlerde bir baba, oğluna mektup yazdı. Mektubunda komisyonlardan birinin başkanlığına getirilen oğluna bu görevden ayrılması için rica ederek, yalvarıyordu. Mektubun son sözleri şöyleydi: ''Türkiye'de temiz ve tarafsız siyaset yapmanın sonu hüsrandır, darağacıdır evladım.'' Bu mektubu yazan Hafız Ali SANCAR'ın içine kötü bir his düşmüştü. Oğlu Ahmet Hamdi SANCAR organize eylemlerle inşaa edilmiş kargaşaya dur diyecek Tahkikat Komisyonlarının başına getirilen Demokrat Partinin Denizli Milletvekiliydi. Tahkikat Komisyonu'nun görevi ana muhalefet partisi CHP ile güdümlü basının yeraltı faaliyetlerini araştırmaktı. Ahmet Hamdi hukukçuydu. O dönem böyle bir tahkikat yapılması CHP'nin kapatılması için bir adım olarak değerlendiriliyordu. Dönemin CHP'si İsmet İnönü tarafından yönetiliyordu. İnönü o günlerde kürsüden şöyle sesleniyordu: ''Bu yolda devam ederseniz ben dahi sizi kimse kurtaramaz. Biliniz ki Türk Milleti Kore milletinden daha aşağı bir millet değildir. Şartlar tamam olunca ihtilal vacip olur.'' Bu sözler çok şey anlatıyordu aslında. Lakin Demokrat Parti'nin cesur vekilleri kararlıydı, tehditlerle korkacak gibi değildiler. Ahmet Hamdi SANCAR'ın el yazısı ile notları ve savunmasında komisyonların neler yaptığı, hangi usullere göre işlemler yapıldığı gayet açıktı. Ahmet Hamdi şöyle diyordu: ''Encümen, anayasa ve kanunlara göre kurulmuş, yargı ve yürütme gibi yetkileri üzerinde toplamamıştı. Milli emniyet gibi hiçbir kişi ve kuruma dinleme emri verilmemişti. Bir tek CHP'li vekil sorgu için çağrılmamıştı.'' Ahmet Hamdi her ne kadar bu açıklamaları yapmış olsa da, kendisine İsmet İnönü'nün tehditleri açık bir biçimde iletiliyordu.

Darbeden önceki Nisan ayına dikkatlice baktığımızda, darbeye giden yolun 27 Nisan günü komisyona yetki veren yasa kabul edilmesi ile birlikte İstanbul'da, iki gün sonra ise Ankara'da öğrencilerin sokak eylemleri yapmaya başlamasıyla açılmış olaylar birbirini kovalamıştı. Darbeye henüz 12 gün vardı. 15 Mayıs 1960... CHP'li bir milletvekili, Ahmet Hamdi'yi ziyarete geldi. Prof. Dr. Hamdullah Suphi Tanrıöver... İlk ziyarette selam ve iltifat içeren ifadelerle hasbihal edildi. Ardından Hamdullah Suphi, yanlış bir şey yapmayacağını bildiklerini belirten inceden inceye uyarı içeren birgönderme yaptı. Ahmet Hamdi kibarca tereddüt edilmemesi gerektiğini, görevini layıkıyla yerine getireceğinden şüphe duyulmamasını ifade etti. Hamdullah Suphi bu ziyaretleri üç kez tekrarladı. Üçüncüsünde dananın kuyruğu kopmuştu... İsmet Paşa Hamdullah Suphi vasıtasıyla üç defa mesaj yollamıştı ve üçüncüsü çok netti. Yanlış bir şey yapılırsa Ulus'tan Çankaya'ya kadar darağaçlarının dikileceğini belirten ifadelerle keskinleşmiş bir mesajdı. İpleri koparan asıl Ahmet Hamdi'nin verdiği cevaptı.  Cesaret sahibi demokrat bir insan böyle olunur dedirtecek tarzda bir cevaptı. Demokrat Parti Milletvekili Ahmet Hamdi'nin, onu üçüncü kez ziyarete gelen Hamdullah Suphi'ye şunları söyledi: ''Hocam, ben söylediklerimin arkasındayım. Ancak görüyorum ki sizi ve paşayı (İsmet İnönü'yü kastederek) tatmin edemedim. İsmet Paşa'ya olan saygım giderek sarsılmaya başlıyor. Lütfen kendilerine söyleyin: Benim boyum 1.90'dır. Darağacını ona göre ayarlarsa isabetli olur!''

Ahmet Hamdi'nin buz gibi bu cevabı,  soğuk duş etkisi yaratmıştı. 27 Mayıs 1960... Sabaha karşı Albay Alparslan Türkeş'in anonsuyla ihtilal eylemi başlatıldı. ''Kardeş kavgasına son vermek, ülkede huzuru sağlamak için Türk Silahlı Kuvvetleri idareye el koymuştur'' diyordu. Avukat tutacak parası olmayan Ahmet Hamdi 6 liralık yolsuzlukla suçlanıyordu.

Bir babanın oğluna yazdığı mektuptaki satırlar yaşanıyordu.''Türkiye'de temiz ve tarafsız siyaset yapmanın sonu hüsrandır, darağacıdır evladım.''

DEVAMI HAFTAYA