Demokrasinin idamla biten zaferi - 1

Dr.Muhammed İkbal Bakırcı 14 Mayıs 2019 Salı, 07:30

Zaman toplumların kimlik kartı gibidir. Kitlelerin başından geçen hadiseler, hem o kitlenin karakterinin tarifi olur hem de kimliği... Toplumsal refleksler bu mazi ile inşaa edilir. Bir toplumu anlamak için her ne kadar güncel sosyolojik çalışmalar yapılıyor olsa da geçmişine bakarak da ciddi sonuçlar elde edilebilir. Bir parçası olduğumuz ülkemizin de mazisi adeta bir kimlik kartıdır.

Bir serüvendir bizim hikayemiz. Mahkum edilmiş, mahrum bırakılmış, mağdur edilmiş kahramanlar ülkesi... Zaman zaman hayret verici ve tahammül edilemez hakikatlerle karşılaşırız zaman zaman da bildiğimiz ama anlam veremediğimiz gerçeklerle yüz yüze gelir, utanırız...

Yıl 1950... Mayıs'ın 14'ü.

Seçim günüydü. Oylar verilmiş, sonuçlar heyecanla takip ediliyordu. Bu ülkede bir ilk yaşanacaktı. İlk defa bu ülkede kavgasız ve darbesiz bir şekilde iktidar değişikliği olacaktı. Evet bir ilkti bu. Lakin dile getirilmeyen bir soru akıllarda dolanıyordu... İktidar gerçekten el değiştirmiş olacak mıydı?

Bu seçimden 5 yıl öncesi...

7 Aralık 1945... CHP'den birileri ihraç ediliyor. Celâl BAYAR, Adnan MENDERES, Fuad KÖPRÜLÜ ve Refik KORALTAN... Onları ihraç eden kadro bilseydi ki 1 yıl sonra ihraç edilen kişiler Demokrat Parti adıyla bir parti kuracak ve birkaç yıl sonra iktidara gelerek 10 yıl bu ülkeyi yönetecek, belki de hiçbir zaman ihraç yaşanmazdı...

İhraç sonrası seçimler CHP tarafından bir yıl öne alınarak, 1946'da yapıldı. CHP %85 oy oranı ile kazandığını ilan etti. Ancak "açık oy - gizli tasnif" usulü uygulandığı için hiçbir zaman bu seçime itibar edilmedi. Seçim şaibeli olarak kabul edildi. Muhalefet partisi olarak siyasi arenaya çıkan DP ile iktidar partisi CHP'nin ilişkileri bu komik seçim sonrası gerildikçe geriliyordu. Gerilimi durdurmak için CHP de DP de birer adım attı. DP'nin attığı adım inanılmaz bir siyasi manevraydı. Celal BAYAR, bu adımla demokratik seçimlerin önünü açtı adeta. ''Devr-i Sabık'' adıyla iktidara gelince önceden yapılan yolsuzlukların hesabını sormayacağının teminatını verdi. Tekrar ediyorum... İktidara gelince önceden yapılan yolsuzlukların hesabını sormayacağının teminatını verdi. Kim? Demokrat Parti... Kimden hesap sormayacak? CHP'den...

Şimdi başladığımız yere geri dönelim...

Yıl 1950... Yıllar o kadar hızlı geçiyor, dünya o kadar hızlı değişiyordu ki... Koşullar, dünyada olup bitenler adeta Demokrat Parti'yi iktidara taşıyan vagonlar gibiydi. Seçimler bu defa ''gizli oy-açık tasnif'' esasına göre yapıldı. Demokratik bir seçim olmuştu. Anadolu insanı başında biri beklemeden hür iradesiyle oy veriyor, oy pusulalarını sayan kişiler ise alavere dalavere yapamıyor, şahitlerin huzurunda verilen oylar sayılıyordu. Oylar sayıldıkça bu ülkenin kaderi değişiyor, istikbal belirginleşiyordu.

14 Mayıs 1950... Demokrat Parti iktidara gelmişti. Bu ülkede bir ilk yaşanıyordu. İlk defa bu ülkede kavgasız ve darbesiz bir şekilde iktidar değişikliği oluyordu. Bu ülkeyi, demokrasiye kendini alıştırmış, onu kanıksamış insanlar yönetecekti. Ama bir sorun vardı. Acaba bu ülkenin tabularını imar eden ve tabulara memur olanlar demokratik bir biçimde yönetilmeye hazır mıydı? Asıl merak edilen buydu.

Her zaman kendinden yana olan, sorgulanamaz bir otoriteye sahip, kindar kalbini ve kibirli zihnini de bu otoriteye alıştırmış kişilerce acaba demokrasi ne kadar kabullenilebilir bir haldi. CHP'den bir süre önce kovulan şahsiyetler şimdi devleti yönetecekti.

22 Mayıs 1950... Uyumsuz diye gönderilenler, milletiyle uyumlu oldukları için iktidarı emanet almıştı. Elbette bazılarının demokrasiyi kabullenmesi zordu. 1. Menderes döneminin ilk icraatı israf diye devlete ait otomobiller satılınca zor geldi elbette bazılarına. Ya da paralara mevcut cumhurbaşkanının resminin basılması uygulamasını kaldırıp, önceden olduğu gibi Mustafa Kemal Atatürk'ün resimleri tekrardan basılınca zor olacaktı demokrasiye tahammül etmek. 15 yıl sonra ramazan ayının ilk günü 17 Haziran 1950'de ezan, sadece bu milletin değil tüm İslam aleminin bildiği ve sahiplendiği biçimiyle okunmaya başlayınca, zor olacaktı tabi demokrasiye tahammül etmek. Bir ramazan günüydü... Ezan, kendi sesini, millet kendini bulmuştu...

Devamı Haftaya -