Dokunmak; terapidir... Mutluluk, dokunmayla başlar

Dr. Feza Şen 13 Haziran 2018 Çarşamba, 06:16

Hayatımıza giren stresler artıkça da karşımızdakilere olan güvensizliğimizde artar...

Oysa sağlıklı ilişkiler için ise hiç olmadığımız kadar beraber yaşadıklarımıza dokunmaya, onlarla kucaklaşmaya ihtiyacımız var. Her ne olursa olsun hayat; karşımızdakine dokunmayla başlıyor...

Gergin anımızda, sıkıntılı zamanımızda, tam da çıkış yolu nedir derken; sevdiğimiz birinin sırtımızı sıvazlaması,  omuzumuza kolunu atıp yanımızda olduğunu hissettirmesi ise içimizi rahatlatır. İşte tam da bu esnada dokunan kişinin de içinde rahatlama olur, sevinç olur, o da kendini mutlu ve insan hisseder...

Ama "Dokunmak;"  kültürel ve sosyal değerlerin baskısı, endüstri ve bilimin bunu desteklemesiyle yıllar boyu ötelenmiş, kötülenmiş, sonuç olarak unutulmaya yüz tutmuş bir eylem olma yolunda...          Oysa kalbimiz atmaya başladığı anda konuşmaya başladığımız ilk lisandır dokunmak... Annenin bebeğine dokunması her ikisi arasında kurulan bağın başlangıcı değil midir? Aslında her şey henüz anne karnındayken başlar ve annemizle ilk fiziksel temasımız anne karnındaki tekmelerimizdir... Tıp fakültesinde de doktor adaylarına ilk öğretilen ise hastaya sevgisini, ilgisini göstermek için dokunmasıdır. Gerçekten de dokunma; beden dilinin bir parçası ve sevgimizi göstermenin önemli yollarından biridir. Amerikalı Aile Terapisti Virginia Satir der ki "Yaşam hiçbir zaman olması gerektiği gibi değil, olduğu gibidir. Farkı yaratan, yaşamla başa çıkma biçiminizdir..." Satir'e göre "Dokunmak, yaşamsal bir ihtiyaçtır... Yaşamaya devam etmek için günde 4, duygusal sağlığımızı korumak için 8, büyümek ve gelişebilmek içinse 12 kucaklaşmaya ihtiyacımız var."

Yaşadığını anlamak ve yaşadığından haz alabilmek için hayatınız boyunca;

  1. Yaşadığınız olaylarda yer alan bireylere dokunun,
  2. Hatta dokunmak ile kalmayın ve sarılın...
  3. Sarıldıklarınızın yaralarını sarın,
  4. Her iyi ettiğiniz bir yüreğin sizin yüreğinizdeki yansımasının ne kadar hoş olduğunu görün...

Dokunmanın psikolojik açıdan iyileşme terapisi olduğu hususunda Prof. Dr. TiffanyField, 1982 yılında araştırmalar yapmaya başladı. Field'egöre "dokunma insanlar arasındaki iletişimi güçlendiren en önemli araçlardan...  Ve diyet ve egzersiz gibi, herkesin günlük bir dokunma dozuna ihtiyacı var.."

Londra Üniversitesinden Nörolog Dr. MarjoleinKammers; fiziksel beden ile zihinsel bedenin nasıl ortak çalıştığını bilimsel olarak ortaya koyan araştırmasında fiziksel duygu olan ağrıyı azaltmak için "kendine dokunmayı" kullandı. Aslında hep kullandığımız da bir işlem bu aslında: Bir yerimizi kestiğimizde yada çarptığımızda ağrımız azalsın diye ilk yaptığımız reflekstir, o bölgeye elimizle bastırmak, dokunmak...

Dokunmak, sarılmak, el ele gezmek, bazı koku ve sesler Oksitosin hormonunun aktifleşmesini ve artmasını sağlar. Bilimsel olarak" Dokunmak"  ile artan Oksitosin ise;

  1. Rahatlama ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olan anti-anksiyete etkileri bulunan bir nörohipofiziyal hormondur.
  2. Ağrı eşiğini yükseltir, acıyı azaltır ve iyileşmeyi teşvik eder,
  3. Konsantrasyonu ve beyin aktivitelerini arttırır,
  4. Sıkıntı ve depresyonu azaltır,
  5. Hastalıklarla savaş için motivasyondur,
  6. Nefes alışverişini düzenler; "Journal of Pediatrics'e göre ailesi tarafından uyumadan önce 20 dakika masaj yapılan astım hastası çocuklar, nefeslerini daha kolay kontrol altına alabiliyorlar."
  1. Dik durmayı ve motor becerileri geliştirir,
  2. Sosyal etkileşim ve iletişimde güven duygusu sağlar...

Mutlu eden bu hormondan daha çok faydalanmak isterseniz eğer;

  1. Karşılaştığınız kişilerin öncelikle elini sıkın: El sıkışmak stres seviyesini azalttığı gibi beyindeki acıyı kaydeden bölümü etkileyerek gerçek anlamda daha iyi hissetmenizi sağlıyor.
  2. Sevdiklerinize sarılın, kucaklayın, el ele tutuşun, hastalarınızın elini ise mutlaka tutun,
  3. Başkalarına iyilik yapmanın Oksitosin seviyelerini arttırdığını unutmayın...
  4. Eğlenceli aktiviteler yapın, mesela dans, vals, karaoke yapın,
  5. Sosyal medya da Oksitosin seviyenizi artırıyor, unutmayın,
  6. Annenizin çokça yaptığı yeni pişmiş kurabiye kokusunu hissetmek, müzik dinlemek, güneş batışında sohbet etmek te bir dokunuştur aslında, vakit buldukça yapın,
  7. Dokunulmaya hasret kaldığımızdaysa 'profesyonel dokunucular'a gideriz.  Antropolog Desmond Morris "doktor, kuaför ve masörler" buna en iyi örnektir demekte,
  8. Hayal kurmak da ruha dokunmanın bir başka yönüdür, ara ara hayal kurun...

Ve özellikle de bayramlar gibi özel günler hayatınızdaki değişimin başlangıcı olabilir.. Bayramda sevdiklerinize dokunarak, sarılarak, kucaklayarak yeni bir hayata başlayın... İyi bayramlar...