Küreselleşme yalanı

D.Murat Düzgün 11 Temmuz 2019 Perşembe, 07:00

Küreselleşme 1980 sonrası dillendirilen 90'larda akademik camia, entelektüel kesim ve basında sıkça yer alan bir kavram. Bahsi geçen kavramın içerisine yaşamın bileşenlerinden birçok değer ve olguyu dahil edebiliriz. Ekonomi, kültür, sanat, değer yargıları, mimari vs...
Yukarıda saydığımız zengin içerikli küreselleşme mefhumunun kullanış amacı veya küreselleşmeyle kastedilen dünyanın artık tek tipleştiği değerlerle ve kültürün ekonomiyle birlikte iç içe geçip grifli bir hal aldığıdır.

Gelişen teknoloji, seyahat ve ulaşım hızlanıp mesafelerin kısalması internet ve televizyon yoluyla bir yerde üretilen bir ürünün çok uzak coğrafyalarda hızlı tanıtılarak, alıcı bulup tüketicilerle buluşturulması herhangi bir yerde yapılan müzik ve eğlence festivalinin görsel,yazılı ve sosyal medya aracılığıyla dünya ile anında paylaşılıp izleyici ve dinleyici çeşitliliğinin arttırılması çok uluslu ve uluslararası şirketlerin birçok ülkede üretim ve pazarlamanın saflarını çeşitlendirip bölüştürerek faaliyet göstermesi, küreselleşme nasyonunun argümanları sayılabilir.


Ama gerçekte öyle mi?
Dünyadaki üretim ve tüketim çeşitliliğine baktığınızda, Batı Avrasya ve Atlantik ötesinin sermaye sahipliğinde yoğun emek katkılı Asya ve Afrika'daki fason üretim üslerinden Dünya'ya dağılan ürünler tüketiliyor. Besin ve gıda zincirleri, keza Londra, New York, Paris gibi merkezlerden bahsi geçen kıtalara yayılıyor. Neyi, ne zaman, nasıl giyeceğimizin renkleri, kumaşı, modeli Milano ve Paris moda haftalarındaki büyük sermaye sahipli üreticilerin kurgusuyla belirleniyor. Avrupa ve Amerika'daki müzik listelerinin ilk sıralarını paylaşan müzisyen ve şarkıları alakasız coğrafyalarda AVM ve raks salonlarının gürültüsü oluyor.
 Kısacası, neyin ne zaman, ne kadar, nasıl, üretilip tüketileceği batı merkezli mühendislik kuruluşları ve sermaye sahipleri tarafından belirleniyor.

Hiç medyada veya bire bir şahit oldunuz mu, Afrika'nın yerel kabilelerinden birinin müziğinin, dünya listelerini alt üst edip dünya müzik kültürüne kalıcı olarak yerleştiğini? Hiç Orta Asya veya Orta Doğu yemeklerinin Batı lokantalarını esir aldığı her yerde yoğun tüketildiği duyumu ulaştı mı size?
Peki, Hint, Uzak Doğu ve Afrika'nın renkli, yöresel kıyafetleri Avrupa ve Amerika başta olmak üzere dünyanın her yerinde sokakları esir aldığı görülüp yaşandı mı? Tabii ki hayır.


 Batıda oluşturulan ve dünyaya pompalanan küresel yalanın bir başka boyutu da hukuk ve geleneksel değerler yozlaşmasıdır. Eğer dünyada evrensel hukuk ve değerler oluşturulacaksa, buna bütün milletlerin medeniyet birikimleri, katılıp ortak bir platformda buluşturularak her milletin kendini bulabilip, ortak olacağı soyut zenginlik ortaya koyulmalıdır.


  Yukarıda saydıklarımızı özetlersek; üretimden, tüketime, kültürden, sanata, hukuktan değer yargılarına varıncaya kadar, küreselleşme yalanı altında sunulan şeyde Batı Avrupa ve Amerika'nın yoğun ağırlığı vardır.


  Bileşenlerine katkı yapamadığınız olgu ve olaylarda etken değil,edilgen olursunuz.Batı Avrupa ve Amerika elinde bulundurduğu askeri ve ekonomik güçle Dünyanın diğer bölgelerini kendi pragmatik perspektifinde dizayn ederek ve bunu da küreselleşme yalanı altında yutturama çabası içinde olarak,kendi yaşam tarzı ve değerlerini kabul ettirmeye çalışmaktadır.Bunun adı küreselleşme değil kültürel emperyalizmdir.