Hani kutuplaşmıştık!

D.Murat Düzgün 09 Mayıs 2019 Perşembe, 06:59

Türkiye'de son yıllarda Ana Muhalefet Partisi ve cenahının diline doladığı cümle: "Çok kutuplaştık, çok ötekileştiriliyoruz." Bu hafta bu iddianın laboratuar çalışmasını yapıp sağlıklı bir tahlil sonucuna ulaşmaya çalışacağız.

 Belirli büyük bir coğrafyada, insan popülasyonunun yoğun olduğu tek siyasi otoriteye bağlı üniter devletlerde toplum homojen değil heterojen bir hal içindedir. Bu durum da farklı fikirlerin, alışkanlıkların, imgelerin, inançların, milletlerin ve ütopyaların ortaya çıkıp var olmasına zemin hazırlar.

Hele Türkiye gibi batı sınırı Avrupa, doğu sınırı Asya'nın içlerine uzanmış, bir yanı Afrika ve Arap Yarımadası'ndan esen rüzgâra açık bir ülkede; bu bahsi geçen çeşitlilik had safhaya ulaşmaktadır.

Türkiye'de her bölgenin kendine has birikimleri var. Bu çeşitlilik zaman zaman siyasi iklimde kendini çok belirgin gösterir. Bu durumda da bir arada yaşama zemininin kayganlaştığı algısı muhalefet tarafından topluma işlenmek istenilmektedir.

 İnsanların kutuplaşması ve birbirini ötekileştirmesi, keskin hatlarda iki boyutta olur.

Birincisi; yaşam tarzıdır.

İkincisi ise siyasi skalanın farklı dilimlerinde kendini ifade eden birey veya grupların, aşırılığa kaçarak kendi gibi düşünmeyen karşı grupla iletişimi ve empatiyi ortadan kaldırarak saflaşmasıdır.

 Birinci maddedeki 'yaşam tarzı' üzerinden kutuplaşma mümkün değildir. Çünkü toplumun çekirdeğini oluşturan ailede bile farklı yaşam refleksleri gösteren bireyler vardır. Yani bu durum ailede bile çok giriftli iken toplumda nasıl ayrışır?

 Herkes ailesine baktığında mütedeyyin, laik hatta seküler veya fundamentalist meyilde olanları aynı aile içinde görür. Yani bu konuda ayrışmanın, kutuplaşmanın olması çok zordur.

 İkinci maddedeki 'siyasi kutuplaşma' yönünü incelersek; burada da bir kutuplaşma olmadığını net ve açık görürüz.

Yetmişli yıllarda, kargaşanın hâkim olduğu o kaotik süreçte birbirine kurşun sıkan iki siyasi partinin birinin tamamı, diğerinin yarısıyla yakın geçmişteki yerel yönetim seçimlerinde ortak oldular.

Bunları Batıcılık ve batıl taraftarlığıyla suçlayan, kendini dindar olarak betimleyen üçüncü parti de bunlara eklemlendi. Bahsi geçen üç siyasi akımdan birine biraz yakın, diğer ikisine zıt olan diğer siyasi oluşum da bunların peşine takıldı. Peki, aşırı milliyetçi bir gelenekten kopan bu yeni yapı, bu duruma itiraz mı etti yoksa İYİ oldu mu dedi?

Bu saydığımız dört benzemez birbirine benzeyerek bir potada birleşip iktidarın gücünü kırmaya çalıştılar. İktidarı birleştiren ikili yapı biyolojik ve kültürel gen olarak birbirine yakın olduğu için ortada absürt bir durum yoktu.

Peki, bu zıtlar aynı ok yönünde hareket ederken, seçmenleri yadırgayıp çığlık attı mı? Tabi ki hayır. Sarmaş dolaş vaziyette görüntü verdiler.

 Yani işin özü, sözün sonu bu kadar zıt kutupların bir araya gelip kendi siyasi kaderlerinin geleceğine ortak kürek çektiği bir ülkede; kutuplaşmadan, ötekileşmeden bahsetmek mutlak olasılıksızlıktan mutlak olasılık beklemek gibi akıl tutulmasından başka bir şey değildir.