Devlet nedir?

D.Murat Düzgün 08 Ağustos 2019 Perşembe, 07:00

Bilinen ilk kuruluşu Mezopotamyada'ki Sümer kent devletlerine uzanan devlet denilen soyut yapı, günümüze gelinceye kadar kendini misyonel tanımlamada, görevlendirmede çeşitli evrimleler geçirerek günümüz devlet yapısına dönüşmüştür.


Varoluş tarihsel süreci bin yıllara dayanan devlet nedir?


Sorusuna cevap ararken, bahsi geçen kavramın asli görevlerini en başından inceleyeceğiz. Aslında soyut bir nasyon olan devlet, ancak insan coğrafya ve kanunlarla somutlaştırıp adeta canlı bir organizmaya dönüşür. Devlet ontolojik meşrutiyetini aşağıdaki maddeler üzerinden meşrulaştırarak adeta ortak bir sözleşmenin sonuç odaklı gerekli halini alır.


A)Devlet hukuktur=Adalet mekanizmasını işletir.
B)Devlet iaşedir=Gıda temininin yol haritasını belirler.
C)Devlet güvenliktir=Vatandaşlarının güvenliğini sağlar.
D)Devlet bilimdir=Eğitim öğretimle bilimin ve toplumun gelişimine yön verir katkı yapar.
E)Devlet anadır, babadır=Devlet kimsesizlerin kimsi olmak durumundadır.
Devletin kendinin varoluş amacına hizmet edecek ulaşım, istihdam, sağlık, temizlik, çevre gibi alt başlıkları da kendi görevleri içinde barındırsa da biz görevleri sıralayıp onlar içinden de en önemlisini ele alacağız.


İnsan ilk dünyaya geldiğinde hayatta kalması için ilk ihtiyaç duyduğu şey oksijendir. Bu ihtiyacı giderildikten sonra yaşama tutunan insanın hayatına devam edebilmesi için birçok gerekliliğe rağmen, beslenme ihtiyacı en başta gelmektedir. Ünlü ABD'li psikolog Abraham Moslow'un dünyada kabul gören ihtiyaçlar hiyerarşisini oluşturan pramidin ilk sırasını fizyolojik ihtiyaçlar oluşturur. Bunun içinde en önemlisi de beslenmedir.


Öyleyse devlet denen olgunun birçok görevi olmasına karşın üyelerinin beslenme, barınma ihtiyacını gidermesi bunun için yol haritalarını belirleyip stratejiler geliştirerek planlar yapması en önemli ödevi ve görevi olmalı. Öyle ya güvenlikte çok önemli ama insanın bu ihtiyaca gereksinim duyması için önce hayatta kalması, yaşaması lazım yaşamanın olmazsa olmazı da gıda ihtiyacının giderilmesiyle olur.


Şimdi ülkemizde yakın geçmişte her bal hastalıkları, iklimsel olaylar, döviz kuru gibi bahanelerle kan emici tayfanın insafına bırakılan gıda türbülansı yaşadık. Kötü her zaman kötü olabilir, iklim değişkenlik gösterebilir ki bu yüzyıllar önce de olmuştu. Ama bu olanlar ülkemizde yaşanan sorunu olağanlaştırmaz. Yani bunun bir sorumlusu bir suçlusu var. O da tabii ki devlet ve yönetenlerdir.


Devlet refleksif değil stratejik olmak zorundadır. Yani sorunlar çıktıktan sonra çözüm arayan değil sorunları önceden sezip belirleyip önlem alarak sorunu ya ortadan kaldırır ya da olumsuz sonuçlarını en aza indirir.


Benim ülkemde devlet yıllık ne kadar hangi gıdanın üretileceğini, ne kadarına ihtiyaç olduğunu üretimin ne kadarını karşıladığını bilmek zorundadır. Üreticiyi buna göre yönlendirmeli aza teşvik etmeli, üretim haddinden fazlaysa başka çeşit üretime kanalize etmelidir. Eğer bütün önlemlere rağmen gene de bir gıda açığımız varsa bunu çok erkenden tespit ederek gerekli tedarik yoluna uygun zamanda uygun koşullarda başvurulmalıdır. Alınan tedbirlerle depolanan ürün vakti geldiğinde halkla buluşturulmalıdır. Böylece ne karaborsacı, kan emicilere fırsat verilmiş olur ne de birinci ihtiyacı beslenme olan millet mağdur edilmiş olur. Devlet budur böyle olmalıdır. Ancak bu olumsuzlukları bahane ederek hemen devletin en başındaki makama saldırmak, ahlaki ve realist değildir. Sorumluluk ve hataları olmakla birlikte burada hesap sorulması gereken ilgili bakanlık ve bürokrasidir.


Bir organizasyon oluşumu olan devleti ve bakanlık bürokrasisi zamanında araştırma ve inceleme yapmış olsa devletin en başından bu konuya erken müdahale edeceğinden ve çözeceğinden kuşkum yoktur.