Tersine göç ve Muş ovası

Bilal Kayaaltı 02 Kasım 2017 Perşembe, 06:08

Bu ülkede saklı cennet arayanlar kafasını biraz doğuya doğru çevirdiğinde tarihi, kültürü, tarımı ve hayvancılığı bir anne gibi kucaklayan, barındıran şehirleri görebilir.

Ancak atılan yanlış adımlarla birlikte devletin çatık kaşı, maşası, asit ve kireç kuyuları Anadolu topraklarını insansızlaştırdı. Tarım alanlarının terk edilmesi, hayvancılığın ana vatanı olan doğu illerinin ahırlarının kapılarına kilit vurulmasına sebep oldu.

Onca istihdam hamlesine rağmenhâladoğu ve güneydoğu kentlerinden batıya göç devam ediyor.

Sonrası ise malum...

Betonlaşan ve sevimsizleşen batı kentleri, ucubelerin yükselmesiyle tarihin ve kültürün yok edilmesi...

***

Üç günlük ziyaret, temas ve kültürel ziyaretler gerçekleştirmek için Muş ve Bitlis'e gelen BİLDEF Genel Başkanı Mustafa Dursun, Bitlisliler Kültür ve Dayanışma Dernek Başkanı Mehmet Demirve yönetim kurulu üyelerinin üç günlük temas, inceleme ve kültür gezisi münasebetiyle önce Muş'ta Vali Aziz Yıldırım'ın konuğu olduk.

Yarın ise Bitlis ve ilçelerinde asıl, asil ziyaretler gerçekleşecek.

Muş'a dönecek olursak, Muş Valisi Aziz Yıldırım, kente geleli daha 5 ay olmasına rağmen, Muşlulara devletin gülebilen yüzünü göstermeyi başarmış.

Vali Bey ziyaretimiz sırasında bizlere;bu toprakların kaderi fedakâr insanların gayretleri sayesinde değiştiğini söyledi.

Hakikaten öyle, Cumhuriyet kurulduktan sonra Muş'ta ziraat ve tarım alanında reformlar yapılmış.

Yani 80 kilometre uzunluğunda, tarıma ve hayvancılığa analık yapmış Muş ovası, o dönemlerde Türkiye'nin meyve, sebze ve tahıl ambarı olmuş.

Karadeniz'den, İç Anadolu kentlerinden Muş'a akın akın insanlar gelmiş, istihdam yaşanmış. Hatta Kafkasyalılar bile bu kadim topraklara göç etmiş.

Sonra ne mi olmuş, Muş tarımın ve hayvancılığın anası oluvermiş.

Düşünsenize,

Muş'un köylerinden meralarda otlamak için yola çıkan hayvanlar yüzünden yollarda insanlar beklemek zorunda kalıyormuş.

Demek ki fedakârlık lafla değil icraatla oluyor.

Vali Aziz Yıldırım, BİLDEF yöneticilerine Muş'un böyle gizemli bir kent olduğunu bildiği için "hemşeri dernekleri olarak sizlerden ricam, geldiğiniz şehirleri unutmayın, o zaman sivil toplum kuruluşu ve dernek olursunuz" dedi.

Evet, sürekli dile getiriyorum... Dernekler ve sivil toplum kuruluşlarının demokrasilerdeki karşılığı; kalkınmanın, istihdamın anahtarı olmak.

Bu ülkenin doğusunda hâlâ batı kentlerine göç varsa ve acı fotoğraf hepimizin suratına yapışıyorsa; hemşeri derneklerinin "yiyelim, içelim, ama biz hiçbir sorunu dile getirmeyelim" dediklerinden dolayı oluyor.

Yapılması gereken şey...

Doğuya tersine göçü başlatmak, benim fotoğrafım neden gazeteye girmedi tasasından kurtulup, benim, bizim Anadolu'ya nasıl katkımız olur tasası, derdi, dertlenmesi ile gerçekleşir.

Unutmayın, doğru algı, doğru tarım ve butik hayvancılık politikaları sayesinde bu ülke eskiden olduğu gibi Kanada'ya mercimek satar, hayvancılıkta tavan yapar;  bu ülkenin çocuklarının damakları her hafta kırmızı etin lezzetiyle şenlenir.