Mezarlıkta ağlayan vefakâr Abdullah

Bilal Kayaaltı 24 Haziran 2019 Pazartesi, 07:04

Şehrin ortasında kalmış servi ağaçlarının ve dallarına konan kuşların verdiği kocaman ve tek huzur, Ahmetpaşa Mezarlığı.

Sesten, gürültüden, karmaşadan, riyadan uzak.

Temiz, bakımlı.

Rahmetli babam, büyükbabam, amcam, babamın amcaları, çok sayıda akrabamız ve komşularımız burada meftun.

Haftanın en az dört günü, yukarıda isimlerini zikrettiğim fanileri ziyaret ediyorum.

Geçen gün babamın kabrine uğradıktan sonra,Ahmetpaşa çıkışına doğru ilerlerken, bir mezarın başında iki gözü iki çeşme, hıçkıra hıçkıra ağlayan bir gence rastladım.

Ama ne ağlamak, perişan bir durum söz konusu.

Yanına gittim.

Hayrola kardeş, ses yok.

İsmini sordum Abdullah dedi.

Soyadın, Birisi.

Kim bu gözyaşı döktüğün?

Babam bildiğim Mustafa amca.

Omzuna elimi attım, kısa süreli sessizliğin ardından konuşmaya başladı.

Mezar yeni değil, adam dünyayı değiştireli 15 sene olmuş, kansere yakalanmış, acılar çekmiş.

Abdullah'ı yetimhaneden alıp büyütmüş. Bir dediğini iki etmemiş, anne-baba şefkati göstermiş.

Kendisine asla baba dedirmemiş.

Mustafa amca vefatından 5 yıl önce Abdullah, aracıyla bir kadına çarpıp ölümüne sebep olmuş. Yaklaşık 7 yıl kodeste yatmış, tabi Abdullah hapishanedeyken Mustafa amca vefat etmiş.

Cezaevi günlerinde Abdullah'ı hiç yalnız bırakmamış, her hafta görüş gününde ziyaret etmiş. Üşenmemiş mektup yazmış. Hatta savcılıktan izin kağıdı alıp, görüş haricide yanına gitmiş.

Ve emri hak vaki olmuş, hastalık sebep olunca, Mustafa amca hakka yürümüş.

O gün bugündürAbdullah, her hafta İstanbul'dan kalkıp, ömrünce hiç görmediği babasının boşluğunu doldurmaya çalışan, baba gibi sevdiği Mustafa amcayı ziyaret ediyormuş.

Abdullah Birisi'ne sordum, seni böyle ağlarken görenler sana bir şey diyorlar mı? Yok, bu güne kadar senin haricinde kimse görmedi, bir şey sormadı!

***

Boşuna, "ne ekersen onu biçersin" denmiyor!

Şimdi Allah, Mustafa amcanın yaptığı iyilikleri karşısına çıkarıyor.

Ömrünü tamamladığı ana kadar ilk önce çocukları olmadığı için akraba ve komşularının sıkıntılarına çare olan, zekat veren, 'Allah bize yardım etmeyi en yakınlarınızdan başlamamızı emrediyor

' diyen örnek bir insan. 

Çok ilginç.

 Çocuk yaşta alıp büyüttüğü, malını, mülkünü Abdullah'a bırakan yaşlı adam, yaşarken mezar ziyaretlerini hiç aksatmıyormuş. Enikonu, hiç üşenmeden, mazeret üretmeden, eş, dost, komşu ve akrabalarının kabirlerini ziyaret edip, Kur'an okuyormuş.

Bugün aynı görevi, hem de te İstanbul'dan kalkıp,  aynı zamanda her hafta üşenmeden Abdullah yapıyor.

Her geldiğinde de ölümü bir kez daha hatırlayıp, kendisine yaptığı iyilikleri unutamadığı Mustafa amcanın kabri başında gözyaşı döküyor. Bunun adı insanlıkta direnmek, insan kalabilmek.

Bir mezar başında tanıştığım Abdullah kardeşle, Koza Han'da sohbet edip çay içtik.

Nasip olursa, İstanbul'a yolumuz düştüğünde, ikamet ettiği Arnavutköy'de kendisini ziyaret ederiz.

Mezar ziyaretleri formatlanmamıza sebep oluyor, deneyebilirsiniz.

***

KARPUZUN ADI VAR, TADI YOK

Karpuz bollaştı ama hala fiyatı yüksek.

Ramazanda zaten yanına yaklaşamadık. Bir kere alabildim, keyif vermedi.

Şimdi her yerde var ancak, en düşüğü 1 lira, çoğu yerde 1,5 TL.

Ancak, istenilen tat ve neşe yok.

Rengi kırmızı ama aldatıcı.

Soruyorum Adana'nın karpuzu mu diye "evet" diyorlar, gelgelelim ne kokusunda hayır var, ne tadında.

Kısacası karpuz satışları geçtiğimiz yıla oranla yüzde 50 düşükmüş.

Sebebi belli, yüksek fiyat.

Yani karpuzunda tadı kaçtı.

***

BİR SÖZ

Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi, vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez.

Abdurrahim Karakoç