İnsanlıktan çıkan toplum, çocuklarını kesen babalar!

Bilal Kayaaltı 22 Aralık 2017 Cuma, 09:32

Her gün insanı şaşkına çeviren, akıl tutulmasına uğratan haberlerle karşılaşıyoruz.

Dehşete düşüren, kanımızı donduran olaylarla yüzleşiyoruz.

Bir baba bunu nasıl yapar diye sabahtan akşama kadar düşünsek, psikiyatristlerle konuşsak, röportajlar yapsak inanın onlar bile istenilen cevabı veremeyecektir.

Bu toplum ne hale geldi böyle.

3 yaşındaki yavrusunun, ilkokula yeni başlamış ve lise çağındaki kızının boğazını kesen bir baba!

Bununla da kalmıyor, karısını da boğazlıyor.

Aman yarabbi!

Neron'un, Firavun'un eline su dökemeyeceği kadar canavarlaşmış insanlar var toplumumuzda.

***

Tamam, bitti diye hayal ederken...

Manyağın biri bir gün önce tanıştığı üniversite öğrencisi kızı evine çağırıyor, bıçaklayarak boğazını kesiyor, yani katlediyor.

Sonra polise telefon açıp "gelin beni alın, ben bir insan öldürdüm" diyor.

Başımızı yastığa koyuyoruz. Sabah kalktığımızda ise bir başka olay; karısını, kundaktaki çocuğunu kurşuna dizen bir başka baba, kendisinin kafasına da sıkıp yaşamına son veriyor.

Bitmedi, bir evin kapısını kıran bir kişi, savunmasız kadının boğazına bıçağı dayıyor, tecavüz ediyor. Yargıcın karşısına çıktığında da utanmadan gülümsüyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.

***

Saymakla bitmeyecek sapıklıklar, vahşetler, cinayetler, dramlar, entrikalar.

Bu satırları 200 yıl önce yazsaydık, iftiracı, yalancı, bozguncu derlerdi.

Diğer taraftan bakıldığında, insanlıktan uzaklaşılmasın diye başlatılan müthiş hamleler var.

Ama gelin görün ki gençlik, tepeden kopan kocaman bir çığ gibi yuvarlanıyor, insanlığı ezip geçen ahlaksızlıklar adeta zirve yapmış vaziyette.

Kısacası bir şeyler eskisi gibi değil. 30 yıl öncesini mumla arıyorum.

Riya, kibir ve münafıklık adeta zirve yapmış durumda.

Dostluklar sahte, iyi niyetli insanların duygularıyla oynayıp, sonra ardına bakmadan gitmek sıradanlaşmış.

Öyle bir zamanda yaşar hale geldik ki, sadece kendi kapımızın önünü süpürebiliyoruz.

Kafamızı kaldırmaya vakit yok.

Sanki üzerimizde korkunç bir bela bulutu var.

Milli meselemiz kardeşlik, arkadaşlık olması gerekirken, hamaset oluyor, kin oluyor, kan oluveriyor, evladım!

Bir yanda babalar, ananlar ağlamasın diye didinenler, diğer yanda ise evladının boğazını kesenler, annesinin kolundan bilezikleri almak için katil olanlar.

Şimdi ne diyeceğiz biz Yaradan'a Kazım!

                                                           

***

BUNLAR YAPILABİLİR

Nasıl ki farklı bir mekânda çay içmeyi, kahve yudumlamayı akıl ediyorsak.

Nasıl ki evin yolunu buluyor, sıcacık yuvamızda çocuklarımızla birlikte olabiliyorsak.

Kış günü karınlarını doyurmakta zorlanan kediler, köpekler, kuşlar ve vahşi hayvanların olduğunu da düşünmek zorundayız.

Onların karınlarını doyurmak zorundayız.

Neden, insan olduğumuzu hatırlamak için.

Böyle bir adımı STK'lar ve dernekler atması gerekir.

Bu adım sayesinde kamuoyu bilinçlenir.

Farkındalık meydana gelir.

Dolayısıyla, tüm canlılar mutlu olur.

***

BİR SÖZ

"Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Hepinize özgür ve mutlu bir yaşam diliyorum."

Erdal Eren