Ekonomi, tarım ve Türkiye

Bilal Kayaaltı 14 Aralık 2017 Perşembe, 06:39

Ekonomik anlamda ciddi bir büyüme sağladık. Açıklanan rakamlar bunu söylüyor.

Mesela, makine üretiminde önemli bir artış söz konusu.

Sanayide ihracat tavan yapmış durumda.

Büyümeyi elinden tutan sektörlere bakacak olursak, ilk sırada yüzde 20,7 ile hizmetler, inşaat 18,7, sanayi 14,8 olurken, bizim can damarımız olan tarım yüzde 2,8 büyüyebilmiş.

Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin büyümesi ilk üç çeyrekte yüzde 7'nin azıcık üzerinde olacak.

Ülke ekonomisi dev bir gemi gibi, okyanusta dalgaları yara yara yoluna devam ediyor.

Şu gerçeği unutmamak gerekiyor, ekonomide asıl büyüme üretim ve vatandaşın cebine giren parayla ölçülüyor.

İkincisinden başlarsak, asgari ücretli maalesef geçinmenin derdine düşmüş durumda.

Hele kış ayı yaklaştığında bu rakamla geçinenlerin tamamı stres içinde yaşıyor. Ta ki, yaz ayı gelesiye kadar.

***

Buradan ne demek istediğim sanırım anlaşılıyor; doğalgaz ve elektriğin eskisine göre daha yüksek fiyatta olması, kürsüye dördüncü olduklarından dolayı çıkamayanları bir hayli sıkıntıya sokuyor.

Tazecik bir örnek vermek gerekirse, Bursa Büyükşehir Belediyesi suda yüzde 10 ucuzlamaya gidince, dar gelirli adeta bayram yaptı.

Üretim demişken ilk sıradakinden söz etmeden, büyüme oranlarında sıralamanın en sonunda yer alan tarım, maalesef hala patinaj yapıyor.

Neden mi?

Bizim göz bebeğimiz Dağ ilçelerimize baktığımızda fotoğraf ortaya çıkıyor.

Ektiğinin ve yetiştirdiğinin karşılığını alamayan dağ köylüleri mecburen Bursa'ya göç etmek zorunda kaldılar.

***

Bazı köyler var ki, inanın ziyaret etmek isteseniz veba salgını var zannedersiniz.

Neden?

Ya 5 hane ya da 3 hane yaşıyor. Ayrılmayan çiftlerin tamamının yaş ortalaması 70'in üzerinde.

Yani yaş 70, iş bitmiş!

Hayvan yetiştiren köylü, 4 yıldır sütü 1. 40 kuruşa toptancıya veriyor. Bizler yani tüketiciler sütü pazardan kaça alıyoruz; en düşük 2,50, en yüksek 3 lira. Hele marketlerde fiyatlar daha da uçmuş.

Çile çeken, sabahın karanlığında hayvanı sağmak için ahıra giren köylü, onca didinişe rağmen, ahırdan yüzü gülerek çıkamıyor.

Buna benzer onlarca örnek verebiliriz.

Eğer, yetiştirilenle, üretilenle gülemiyor, mutlu olamıyorsan, ortada bir sıkıntı var demektir.

O zaman, üretene destek olmak lazım. Çiftçi tarlasını ekerken mazotu pahalıya alması, maliyetlerle baş edememesi... Şehre göçü tetikliyor.

Hayvancılık yapan artan yem maliyetleri yüzünden hayvanını satıyor, fabrikada ırgat oluyor.

Dolayısıyla üretimin başında, kürsünün en tepesinde olmasını istediklerimize, üretebilmeleri için maliyetleri ucuzlatmak gerekiyor.

Bu sayede hem tersine göçün önü açılmış olur, hem de köylü yeniden Türk milletinin efendisi olur.

***

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba hayvancılık konusunda 3 yılda ancak kendi kendimize yetebileceğimizi, işlerin yoluna girebileceğini belirtmişti.

Tarım konusunda tedbirler, teşvikler yoldaymış.

Bekleyip göreceğiz ama işin vahameti tabloların en altında yatan küçük rakamlarda.

İşte bu yüzden yapılması gerekenler, bir an önce hayata geçirilmeli.

Yoksa ekonomideki gerçek büyümeyi yakalayamayız.

***

DİLSİZ ŞEHİR!

Kafanız mı bozuldu, mezarlıklar iyi gelir.

Kibre ve gurura mı kapıldınız, mezarlıklar iyi gelir.

Her şeyi ben yaptım, ben bilirim havasında mısınız, mezar ziyareti yapın!

Kalp kırmayı, küçümsemeyi, küçültmeyi, her şeyi ben beceririm havasında mısınız, gelin servilere komşuluk yapan yakınlarınızı ziyarete, hepsini unutuveriyorsunuz.

İnsan olduğunuz hatırlıyorsunuz.

Evet, evet, mezarlıkları ziyaret edin, teneşire yatırılacağınız günü düşünün,

İnanın iyi geliyor.

***

BİR SÖZ

"Düşünce şüpheyle bɑşlɑr. Düşünce, tezɑtlɑrıylɑ bütündür. Zıt fikirlere kulɑklɑrımızı tıkɑmɑk, kendimizi hɑtɑyɑ mɑhkûm etmek değil midir." 

Cemil Meriç