Eğitimde şiddet ve savrulan insanlık

Bilal Kayaaltı 13 Nisan 2018 Cuma, 07:32

Acayip bir süreçten geçiyoruz.

Birbirini küçümseyen, öfke kusan, kinlenen bireyler adeta veba salgınına uğramış gibi çoğalıyor.

Sokaklar, ofisler, mekânlar, haneler kendilerini hiç ölmeyecekmiş sanan kibir yığını, insanlarla dolup taşıyor.

Özellikle eğitim ve sağlıkta yaşanan şiddet endişe verici boyutlarda.

Artık...

Doktora saldıran, çocuğunu küçümsedi, kötü örnek oldu diye öğretmeni, müdürü döven, kurşuna dizen insanları, velileri var bu ülkenin!

Barış barış derken, karış karış şiddete yöneliyor toplum, Kamil!

***

Hasanağa Şehit Piyade Er Kadir Çavuşoğlu İlköğretim Okulu Müdürü Tülay Taş ve yardımcısı Sinan Delibaş, bir polis memuru tarafından silahlı saldırıya uğradılar ve şans eseri ölümden döndüler.

Olayın sebebine bakınca, inanın akıl tutulmasına uğruyorsunuz.

Çocuğunun sınıfını değiştirmedikleri için iki öğretmen kurşuna diziliyor!

Kim yapıyor bu işi; canımızı emanet ettiğimiz bir polis memuru.

İşin bir başka vahim tarafına bakacak olursak Emniyet, geçtiğimiz sene bu personelini okulların güvenliği için görevlendirmiş.

Başka...

Cinnet halindeki polis, bir süre önce eğitim yuvasına gelip okul yöneticilerine tehditler savurmuş, canımız tehlikede diyen öğretmenler de yargıya başvurmuş ancak bir sonuç alamamışlar!

Hala ne yapacağını bilemeyip, eğitimde patinaja devam eden Milli Eğitim Bakanlığı'nın, velilerin öğretmenlere performans notu diye bir şey icat etme didinişinin cevabıdır bu.

Bir veli ve polis memurunun, silahından çıkan kurşun "notu" olacakmış!

***

Aman Yarabbi!

Bu nasıl bir iştir böyle.

Zıvanadan çıkmış gibi.

Ne yapalım! Bizim de çocuklarımız eğitim görüyor, öğretmenlerinin bazı davranışlarından yakınıyorlar diye biz de okul mu basalım?

Öğretmenleri mi dövelim, sövelim, tartaklayalım!

Zilletle cinnet arasında bocalayan, sürekli şikâyet edip, çözüm üretemeyenler bir kere daha düşünmek zorunda.

Toprak ayağımızın altından kayıyor.

İnsani anlamda yok oluyoruz. Birbirimizi tüketmeyi bir kenara itip, kucaklayan adımlar atmak zorunda olduğumuzu anlamalıyız.

Ahir zamanı, kahır zamanı haline getirmekten kurtarmalıyız.

Bu işlerin Bursa'nın tarihi mekânlarında sadece konferanslarla, seminerlerle olmadığını kavramalıyız.

Kibri, kini, haseti ve öfkeyi toprağa gömmek için fiziki adımlar atmak zorundayız.

***

 MUSTAFA ER'E FRANSIZ KALMAYIN!

Sonunda Le Guen bardağı taşırdı ve gitti.

Takım, geçtiğimiz yıl olduğu gibi Mustafa Er'e emanet.

Camia, Er'e sahip çıkmalı.

Tabiri caiz ise, pazara kadar değil, mezara kadar Mustafa Er'le devam edilmeli, öze dönülmeli.

'Bu iş Er'le olur' denilmeli.

'Er, bizim çocuğumuz bu takımın formasını terletti, bu işi yapar' denilmeli.

Bursasporlular sesini yükseltmeli; 'bari Mustafa Er'e Fransız kalmayın' deyip, masaya yumruğunu vurmalı, yönetime mesaj göndermeli.

***

BİR SÖZ

Türkiye'nin üreteceği yerli otomobil sadece teknolojik bir ürün olmakla kalmayacak, bütün dijital trendlere de cevap verecek.

Faruk Özlü