Değişemeyen İmamlar, camiler haftası ve Diyanet!

Bilal Kayaaltı 03 Ekim 2017 Salı, 09:56

Her sene Camiler Haftası kutlanıyor bu ülkede.

Diyanetin maaşlı memurları, Cuma hutbesinde yıldızlı cümleler kullanarak cemaate camiler haftasının faziletlerini anlatıyor!

Geçtiğimiz Cuma da Bursa'nın tüm camilerinde bu mübarek haftanın duyurusu yapıldı.

Ne hikmetse duyuru temennilerde kalıyor. Aradan haftalar, aylar ve yıllar akıp gidiyor... Oysa geriye doğru baktığımızda elde avuçta bir şey olmadığını, kalmadığını görüyoruz!

Kimse kusura bakmasın ama Rahmetli Erbakan Hocanın o meşhur "At yarışı spikeri" sözü, böyle zamanlarda aklımıza geliyor.

Buradan yola çıkarak,

Hepsi için aynı şeyi söylemeye ve yapıştırmaya kalkışmasak bile; cemaatini sarsmayan, titretemeyen, "yalın ayak camiye gelmemeniz gerekiyor" diyebilecek diyaloğu bir türlü oluşturamayan imam efendilerle karşı karşıyayız.

Oysa bu arkadaşlar ve mübarekler çok iyi biliyorlar ki, Allah insanı dünyada figüranlık yapması için değil, yöneten olması için gönderdi. Akıl edip, düşünüp, pratik yapmamız için fırsatlar verdi.

***

Mesela bu ağabeylerimiz, merkezi ezanın adet haline getirilmesini fırsat bilip, hoca "hayyalel felah" dedikten sonra görev yaptıkları camiye, mescide ayak basıyorlar.

Çatırdama öyle büyük ki; bu ağabeylerimizin birçoğu, müezzin kayyumla bile araları bozuk!

Görev yaptıkları mahallede, semtte ne esnafla, ne de mahalleliyle doğru düzgün diyalog içinde değiller.

Güncel olayları, sorunları Cuma günleri gündeme getirmeyi de bir türlü akıl edemezler!

Oysaki Allah, Cuma gününü insanlık kendisini formatlasın diye yaratmıştır.

Bunu yapacak olanlar da Diyanetin maaşlı memurları; ama gelin görün ki sıkıntı acayip büyük.

***

Şimdi sormak istiyorum imam ağabeylerimize...

Görev yaptığınız her neresiyse kaç kişiyle samimi arkadaşlıklar kurdunuz?

Kaç gençle sinemaya, tiyatroya gittiniz?

Kaç gencin size olan bakış açısını değiştirecek adımlar attınız?

Hanginiz, Üsküdar'daki Aziz Mahmud Hüdayi Camisi'nin kedileri seven imamını taklit ettiniz?

Hanginiz, şehrin siluetini bozanları acayip örnekler vererek, yatay binalar yapmaları konusunda uyardınız?

Hanginiz, fuhuş tuzağına düşenlerle oturup dertlerini dinlediniz?

Uyuşturucu batağına saplananların durumunu görüp, yüreğinizle yanlarına gidip omzuna dokunabildiniz?

Söyleyin, hanginiz trafik keşmekeşiyle ilgili proje üretti?

Hadi söyleyin hocam, ön saf dolu olduğu halde protokol yapmak isteyen münasebetsizlere "hop bir dakika, durun bakalım" dediniz?

Hadi söyleyin, teknolojik zehirlenme içinde olanların Cuma günü mescide geldiğini bildiğiniz halde, her hafta uyarılarda bulunmayı neden akıl etmiyorsunuz?

Kaçınız, kentin konseyinde 32 dişini çıkaran meslektaşınıza "sen ne ayaksın" diyebildiniz?

Sahi siz kimsiniz, ne için varsınız?

***

Allah'ın sizlere yüklediği sorumluluğun ve vebalin büyüklüğünü ne kadar çabuk unuttunuz?

Aklıma, Hasan Nail Canat'ın o meşhur "Zil takıp oynasın şimdi putların" şiiri geldi.

"Uyandım" diyorsun, lakin boşuna

Gördün, bakmıyorlar hiç gözyaşına

Ey mevta! Kaldın mı yalnız başına?

CMUK yasaları yok tabutların,

Söyle, bir avukat tutsun putlarınız!